ZÜMRÜT POZUU HEYYTT BEE!!

Herkesin bildiği gibi Zümrüt güzel fotoğraf çeker Allah için. Ama o güzellikteki fotoğrafı evinizde de çekmek mümkün. Evet evet yanlış duymadınız. Örneği aşağıda. Bu resmi ilk gördüğümde gerçekten güzel çıktığını ve Zümrüt’te çekilmiş olabileceğini düşündüm. Taaa kiii arkada Seda Sayan’ı görene kadar :Ç Yahu bunu çeken televizyonu kapatsaymış ne güzel olacakmış ama o zaman da bu kadar gırgır bi resim ortaya çıkmazdı :Ç Arkadan Seda Sayan sanki ellerini açmış “Hey Allah’ım sen şu Aytuu kuluna akıl fikir ver” der gibi :Ç Haaa, Aytuu bu arada hakkını yemeyelim kolyee güzzzeeeeeelll :P :Ç .

Aytuu.jpg

Ay Bayılacağım Şimciii!!! Ahanda Bayıldım!

Şaka değil, gerçekten. Dün bir akrabamızın düğünü vardı ve biz de gidecektik doğal olarak. Aslında düğünleri pek sevmem ama “hatır” için gitmek zorundaydım. Önce annem saçlarımı kendim yaptığımda güzel olduğunu jöleleyip kıvırtırsam kuaföre gitmiş gibi görüneceğini söyledi ben de katıldım ona. Ama sonra maşayla lüle lüle mi yapsam saçlarımı dedim bu sefer de annem bana katıldı :P Sonra kuaföre gittik. Buraya kadar her şey normaldi. Taaa ki…

İçeri girer girmez bir sigara dumanı kitlesi vurdu yüzümüze. Pazar günü olduğu için de açık kuaför yakınlarda pek yoktu. Biraz bekledikten sonra nasıl bir şey istediğimi söyledim. Saçlarımdan tutam tutam alıp onları teker teker maşaya dolamaya; öyle biraz bekledikten sonra teker teker açmaya başladı. Arkaları bitip önlere gelince arkaları çoktan bozulmuştu. Sonra bir daha sardı, bir daha bozuldu. Bu arada sigara dumanının yanı sıra etrafta vır vır konuşan “hanım”lar, fonda (!) çalan Serdar Ortaç’tan “Dansöz” ün ve yabancı bi hoppidi hoppidi tarzda ortam şarkının defalarca ve defalarca çalması, maşa denen aletin verdiği sıcaklık, benim yerimden kıpırdayamamamdan dolayı bana gelen “terelelliler”, vs vs vs vs. Saçım sonunda bitti ama ben de bitmiştim tabi. Annem beğenmedi yüzünü buruşturdu “ben daha güzel olur diye düşünmüştüm” filan dedi. Ben beğenmiştim halbuki ama annem öyle deyince ben de beğenmedim :Ç Annem bir daha yıkayıp bu sefer fön çektirmemizi söyledi. Orada ilk fenalık geldi bana zaten. Fön çekeceğime kendim yapardım daha iyi. Neyse oradan öyle çıktık, ama annem bakıp bakıp yüzünü buruşturdukça bana gelip gittiler yine. En sonunda başka bir kuaföre gidip yıkatıp fön çektirmeye karar verdik. Ama oradakiler saçlarımı beğendi sadece biraz daha kıvıralım dediler ve biraz daha kıvırıp çıktık :Ç Eve geldik annem yine beğenmedi :Ç İnsan sinirden de gülebiliyormuş gerçi benim gülmek için sinirlenmeye ihtiyacım yok ama :P O kadar jöleli saçı yıkayıp bir daha yapma fikrini duyunca ben kendimi kaybettim ve bayıldım pat diye. Allah’tan kafamı bir yere çarpmadım; lakin pek de fazla olmayan aklım iyice uçardı… Hemen yatırmışlar, şeker filan vermişler anca kendime geldim. Kuaför adamı bu kadar çarpar mı yahu? E tabi 3 saat boyunca o koltukta oturursam demin anlattığım şekilde çarpar!!! :@ Bundan çıkarılacak dersler:

1) Kuaföre Pazar günü gidilmeyecek,

2) Sigara dumanı ve bangır bangır şarkılardan uzak durulacak (en azından bir süre),

3) Düğüne maşayla saç yapmak yerine gerekirse salkım saçak gidilecek,

4) İstenmeyen bir yere gitmek zorunda olduğunda numaradan bayılınacak nıhaha :Ç .

Neyse, sonuçta kuaföre giden paraya ayrı yandım, kuaförlerde geçirdiğim zamana ve tonlarca jöleyle birlikte sigara kokan saçlarıma ayrı… Üstelik düğüne de gidemedim!! Yani tam anlamıyla kaldım kal: .

EVETTT!!! Denedim!!!…

Yolumda masum masum gidiyordum; aklımda ne pasta vardı, ne dondurma, ne de brovni. Ta ki o hain reklam karşıma çıkana dek! Ben sorumlu değilim ne o andan sonra yediğim brovnilerden ne dondurmalardan ne de aldığım kalorilerden. Hepsinin sorumlusu aşağıda:

Goruntu(343).jpg

I Can’t Seem To Make You Mine…

The Lake House2.jpgKafama esip sürüsüne bereket aldığım filmler uzun zamandan beri vitrinimi süslüyorlardı. Artık en azından bir tanesi süs olmaktan çıksın da seyredeyim dedim ve annemle Göl Evi’ni seyretmeye karar verdik. Seyretmeden önce güzel mi değil mi diye internetten şöyle bir araştırayım dedim.

“34 derece sıcakta gitmeye değmediği gibi bir de uykumu getirdi…tam bir hayal kırıklığıydı…keanu reevesin her şeyini seyredicem dememek lazımmış!!!”

“kötüüüü.”

“gittik izledik gördük… biraz saçma ama romantizm var lafan filan… izlemesniz bişi kaybetmezsiniz. he bide keanu reeves hayranıysanız gidin”

“hayatımda izlediğim en sıkıcı filmlerden biriydi yapılan en kötü aşk dilmi. film arasında filmi terk ettim.”

gibi bazıları saçma, bazıları komik, bazıları kötü eleştirileri gördükçe acaba seyretmesem mi diye düşündüm ama filmin iyi olduğunu söyleyen yorumları da görünce seyretmeye karar verdim. Zaten Sandra Bullock benim için başlı başlına bir “sebep”.İyi ki de seyretmişim. Tamam, olanaksız bir şeyden bahsediyor. Ama şu ana kadarki bütün güzel filmler de olanaklı konulardan bahsetmiyor ki. Kelebek Etkisi, Matrix, Smallville, Superman, Yüzüklerin Efendisi veya Altıncı His gibi filmler çok mu olanaklı veya mantıklı? Bu ve buna benzer filmleri mantıksız olduğunu kabul ederek seyrediyoruz zaten. Önemli olan mantıksızlığın içinde “mantık” olması.

The Lake House3.jpgFilm gerçekten ilginç ve seyredeniniz varsa “Frekans” filmiyle ortak bir konuyu işliyor. o filmin aşk ve romantizm katılmışı diyebiliriz. Filmin afişindeki yazı da “How do you hold on to someone you’ve never met?”. Gerçekten de tanışmadığınız birine aşık olabilir misiniz? Bu aşkı olanaklı kılmak için zamana karşı nasıl bir mücadele verirsiniz? Bir yerden sonra vaz mı geçersiniz yoksa peşini bırakmaz mısınız? Bu sorulara Sandra Bullock ve Keanu Reeves çok güzel cevap veriyor bence :) Henüz seyretmemiş ama seyredecek olanlar için daha fazla bahsetmeyeyim.

The Lake House.jpgFilmi beğenmeseniz bile göl evi ve manzarası; özellikle girişte çalan The Clientele ‘den I Can’t Seem To Make You Mine şarkısı yeter. Beni bu şarkıyla tanıştırdığı için bu filme bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum :) Sonuç olarak klişelerden sıkılmış ve farklı bir şey arayan herkese tavsiye ederim :)

VEEEEE SONUNDAAA!!! HA-HA-HAAAA :)

Sonunda ne mi oldu? Tam 5 sene ayrılıktan sonra Gözde’yle -taaa ilkokul arkadaşım- kavuşuyoruz :) <:o) O da artık İstanbul’da okuyacak. Yeditepe İngilizce Burslu Eczalıcık. Ortaokulda, ilkokulda herneyse işte hep ilerisi için ne meslek istediğimizi birbirimize sorardık. O hiç çekinmeden her zaman eczacılık derdi ve birçok kişinin başaramadığını başardı. Küçük yaşlardan itibaren istediği bölümü tutturarak tam bir “idealist”lik örneği gösterdi. Sonuç olarak tekrar aynı şehirde okuyacağız. Geçen gün fark ettik de birlikte hiç fotoğrafımız yok; her halde ilk işimiz bunu telafi etmek olur.

HOŞGELDİN CANIM ARKADAŞIMM!!! :Ç .