Ben Üniversitedeyken…?!?!

Demin Cenk bana “www.tuuce.com diye süper bi site var, baktın mı hiç?” diye sorunca “valla ben de duydum ama bakmaya fırsatım olmadı” diye cevap verdim. “Sahibi de bakmıyor zaten” deyince ben de;

Ne yapayım, Şevki ve İlhami gelmiyor. Biz üniversitedeyken şevk ve ilham babında bu hayali kahramanları bulmuştuk kendimizce” diye bir cümle kurdum.

Bir de baktım ne göreyim.. “Ben üniversitedeyken…” diye başlayan cümleler kurmaya başlamışım da farkında değilmişim kal: Yaşlandım anacımmmm yaşlandımmmmm :ühüh:

Film Şeridi…

Hayatımın bir filmi çekilse.. Liseden itibaren neler yaşıyorum, hangi olaylar karşısında ne tepki veriyorum, neler hissediyormuş gibi görünüyor ve aslında neler hissediyorum.. Hepsi ve daha fazlası bana seyrettirilse. Hayatım film şeridi gibi gözümün önünden gerçekten geçse yani.. Otursam, başka insanların canlandırdığı hayatımı seyretsem. Ne güzel olurdu. O zaman aklım başıma gelirdi belki. O zaman daha iyi anlardım yanlışlarımı, saçmalıklarımı, veya doğrularımı..

Film olmayacak bir hayat yaşamadım da değil hani. Az senelere çok şey sığdırmışlığım vardır. Kimi zaman koşturmacadan kendimi alamadım, kimi zaman sıkıldım ve yapacak şey bulamadım. Belli bir yerdeyken hep başka yerde olmak istedim, sonra o başka yere gittiğimde de geldiğim yerde olmak istedim. Hayatımda hep özlem duyacağım bir şeyler vardı. Kötü bir şey değil ki bu. Özlem duyduğum için ona ulaşmaya çalıştım. Ona ulaşmak için de uğraş verdim. Bazen ulaştım, bazen ulaşamadım. Ama hepsinde bir şeyler öğrendim. Yine de kendi hayatım sonuçta. Objektif olamam ki. Göz göre göre yine yanlış yaparım. Yine yanlış düşünürüm. Yine yanlış davranırım. Tabi bu hayatımın yanlışlıklarla dolu olduğu anlamına gelmez. Çok doğrularım olmuştur elbet. Ama bir plastik cerrahın yüzlerce mükemmel, sadece bir iki tane kötü sonuçlanan ameliyat yaptığında hep o kötü sonuçların iyilere mâl edilmesi gibi çıkar insanın hayatında yanlışları. Belli bir zamandan sonra daha iyi anlarsın, daha iyi değerlendirirsin hayatını. Belki de o yüzden şu an yaşanması en zor andır bana göre. Geleceği planlamak kolaydır; yapacağım edeceğim dersin. Geçmiş daha da kolaydır; oldu bitti, olmuşla ölmüşe çare yok der geçersin. Biraz daha uzatırsam yazı amacından çıkacak gibi görünüyor. Sanırım kendi hayatım yerine başkalarının hayatlarını seyretmeye devam etmeliyim. Hemen bir film kapmaya gidiyorum..

Kafası Karışmış..

Sevgili okurlarım,

Gördüğünüz gibi beyinsel bir tıkanma yaşıyorum. Yazacak konu bulamıyorum. Tıkandım :hıı: Hangi konuda yazayım, ne yazayım karar veremiyorum.. Fikirlerinizi bekliyorum.. Beni hayata döndürün ve yandaki halimi sona erdirin..

NOT: Bu fikir için Ergun Dayıma çook teşekkür ediyorum :M

Hastayım, Yastayım

Sakın bu karikatüre aldanıp da “hastalık hastası” olduğumu sanmayın. Tamam, biraz olabilirim ama ard arda geçirdiğim hastalıklardan sonra bu kadar da olsun di mi? Yaklaşık 1,5 ay önce çok ağır bir bronşit geçirdim efendim. Ateşim 39’lara çıkar ve inmez, öksürük aksırık tıksırık bütün “ık”lar mevcut, vücudum yorgun ve bitkin.. İşin garip kısmı, ilk defa okulda hissettiğim bu hastalık belirtilerini eve geldiğimde daha şiddetli bir şekilde yaşıyorken televizyonu açtığımda aynı belirtilerin “domuz gribi” için söylendiğini duyup panik olmam. “Domuz gribi öldürüyor“, “domuz gribine dikkat” cümleleri adeta beynimin içinde yankılandı. Bir yandan finallerime çalışmam, bir yandan derslerimden geri kalmamam gerekiyordu. Çok çok yorucu bi programmış bu MBA yahu.. Canımı çıkardı valla. Bütün okul hayatım boyunca bir kere bile telafi sınavına girmeyen ben, master yaparken bu sınavlara girdim. Son senede kısmetmiş :) Şurda ne yazıldıysa o azizim, iki adım ötesine gidemezsin.

Bu hastalık bitti, tam 2. güz dönemine başladım, dersler de başladı, bu sefer bağırsak enfeksiyonu çıktı. Haydaaaa!!! Doktorun kapısından ayrılmaz olduk adeta. 1,5 ay içinde 6 kutu antibiyotik bitirmek zorunda kaldım çeşitli hastalıklardan dolayı. Vücudum dengesizleşti, ben de tabi. Artık durup durup ağlıyordum, bir yandan ödevler projeler, bir yandan bu hastalıklar.. En sonunda aniden aklıma bir fikir geldi. Bu dönemi dondurmak ve bu 1,5 aylık dersleri seneye almak! MBA koordinatörümüz Selnur Hanım gayet olumlu karşıladı bu fikri ve öncelikle benim sağlığımın önemli olduğunu söyledi. O kadar sevindim ki bu anlayışına ve o kadar rahatladım ki sonunda rahat rahat dinlenebileceğim bir zamanımın olacağına. Sonuç olarak, 1 ay daha evimdeyim, dinleniyorum. Dinlenmekle kalmıyorum kendimi dinliyorum sürekli. Kötü anlamda.. Artık paranoyak oldum. En ufak bir şikayetim olsa ayy acaba ne oldum yine diyorum. Geçen hafta yine doktora gittik ve son kez birkaç tahlil ve karın bölgesinin ultrasonunu istedi. Bu hafta da onlarla uğraşacağız. Sevgili doktorumuz Serhat bana çok güzel bir cümle söyledi, hala aklımda. Vücudumuz, bazen onun kıymetini bilelim diye ufak hatırlatmalarda bulunuyor bize, demişti. Çok doğru. Bu hastalıktan sonra gerçekten kafama onu bunu takmayacağıma dair söz verdim. O kadar boş şeylere üzülüyormuşum ki anlatamam. 1 aydan beri sürekli hafif bir ateşim vardı ve beni çok rahatsız ediyordu. Her sabah bu ateşin geçmesi için dua ediyordum. Sonra enfeksiyon olayı.. Bu sefer her sabah “Allah’ım, lütfen bugün geçmiş olsun” diye uyanmaya başladım. Ne kadar uzun süredir bu haldeyim tahmin edemezsiniz. Artık sabahları yataktan kalkmaya korkar oldum. Ama düzeliyorum yavaş yavaş sanki.. “Sanki” diyorum, çünkü hala tam anlamıyla bitmiş değil şikayetlerim.

Bu hastalıktan öğrendiğim diğer ders, size bir hastalık tanısı konulduğunda sakın onu Google’dan aratmayın. Çünkü “anneee ben ölecek miyim?!” gibi sorular sormaya başlayabilirsiniz. Vücudun bütün organları birbiriyle o kadar bağlantılı ki neredeki sorun nereyi etkilemiştir bilemiyorsunuz. Bunun için de oradan oraya oradan oraya atlıyor, hastalıkla ilgili bütün sayfaları gezdikten sonra geriye kalan son günlerinizde ne yapacağınızı düşünmeye başlıyorsunuz :Ç Lâkin geçen hafta doktora gittiğimde bana dolaylı yoldan “paranoyak” dedi. Ama ben inanmıyorum bir şeyleri paranoya yaptığıma. Hala dengemi tam olarak bulmuş değilim ama bulacağıma inanmaya başladım. Yeter ki çaresiz hastalık olmasın..

Diğer derse gelince, sağlığınız yerinde olduğu sürece hiçbir şeyden şikayet etmeyin. O varken varlığını hissetmiyorsunuz ama bir kere gittikten sonra yokluğunu deli gibi hissediyorsunuz. Annemin ve anneannemin hayatımda hiçbir zaman unutamayacağım ilgisi, Ali’nin anlayışı olmasa depresyonun alâsını yaşardım herhalde. Yine yaşadım gerçi. Hayatımda böyle bir ruh haline girdiğimi hatırlamıyorum. Düşmanımın bile başına gelmesini istemiyorum. Bu arada beni arayan soran ve yardım eden bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. İnsan bugünlerde daha iyi anlıyor hayatındaki insanların değerini.

Son sözüme gelince, son zamanlarda kendim olmaktan çıkan ve bambaşka bir kimliğe bürünen ben, yavaş yavaş kendimi toparlamaya, kafamı dağıtmaya ve kendime zaman ayırmaya başlıyorum. Artık eğlenceden nasibini almayan, sıkıcı, rutin bir Tığç olmak yolunda ilerlerken kendime tam zamanında “dur” diyorum! Ve duruyorum. :|

Sinema Film Seyretmek İçindir!

Bitmek bilmeyen koşuşturmacalar, devamlı bir meşguliyet hâli, zaman kavramını yitirmek; ama yine de eğlenmek ve kısacık anlara çok şey sığdırmak.. İşte üniversitedeki son dönemimin kısaca -hatta çok kısaca- özeti.. Mezun biriyim artık. Yurt hayatım sona erdi :( Çok güzel bir 4 sene geçirdim. Bununla ilgili yazacağım çok şey var ama ben sonraya saklıyorum; çünkü ekranın karşısında tekrar duygulanıp sular sellerle uğraşmak zorunda kalmak istemiyorum.

Benim için yaz tatiline girmek her ne kadar gezmek, tozmak, eğlenmek anlamına gelse de öldürücü sıcaklarda evde oturup film seyretmek ve kitap okumak da ayrı bir zevk. Bilenler bilir, film hastasıyımdır. Hele yazın, özellikle geceleri korku, gerilim filmleri seyretmeye bayılırım. Onların rüyama girip beni maceradan maceraya sürüklemesine ayrıca bayılırım –evet, mazoşistim-. Ali’yle geçen haftalardaki bir buluşmamızda sinemaya gitme kararı aldık ve Sandra Bullock‘un “Proposal (Teklif)” filminden çıktıktan sonra ne kadar doğru karar veriyoruz diye kendimizi sevdik. İnsanın kendi kendini sevmesi kadar enteresan bir durum yok; ama değineceğim konu başka şu anda.. Tipik Sandra Bullock filmlerinden çıkıldığı zaman insanın yüzüne yayılan şapşal bir gülümsemeyle mutlu bir şekilde sinemanın çıkışına doğru ilerlerken ilginç bir bilet alma olayına şahit olduk! Şimdi bir çiftimizin o müthiş(!) bilet alma sahnesi geliyor ekranlara:

Erkek (yanında kız arkadaşı sağa sola bakarken): Bu “Teklif” filmi büyük salonda mı oynuyor?
Gişe Memuru: Evet.
Erkek: Bize en arkadan iki tane.

Hııı?!? kal: :hıı: Ali’yle birbirimize bakıp yolumuza devam etmemizi görecektiniz :Ç Bir niyet bu kadar mı belli edilir? İkimiz de adamın “mümkünse en arkaya başka bilet satmayın, sadece biz olalım” demesini bekledik ama neyse ki onu demedi. Aklıma direk “Contemporary Cinema” dersimize gelen hocamız Süha Çalkıvik’in cümleleri geldi:

“Arkadaşlar, sinemada sevişmeyin. Lütfen!! Rica ediyorum, sinemada sevişmeyin. Sinemaya film seyretmek için gidin. Baktınız ki gerçekten zor durumdasınız, çaresizsiniz ve gidecek bir yeriniz yok gelin benden anahtar isteyin valla evimin anahtarını veririm. Ama sinemalarda böyle şeyler yapmayın!”

:Ç Hocamı bir kere daha saygıyla anıyorum.. Ve ölesiye katılıyorum..