Makarna da Alerji Yaparsa..

     Perşembe günü, hazırlık sınıfını bir dönemde bitirdiği için erken tatile giren Gözdem’in Fethiye’ye dönecek olmasından ötürü (cümleyi nasıl toparlayacağım acaba şimdiden kafam karıştı :Ç ) Beşiktaş’ta buluşmaya karar verdik. Beşiktaş otobüsünden indim ve karşıdan karşıya geçmek için ışıklara gittim. “Lütfen bekleyiniz, lütfen bekleyiniz” diye diye adamı sıkboğaz eden otomatik bir sesin eşliğinde yeşil ışığın yanmasını beklerken, yanımda duran üniversite öğrencisi olduğunu tahmin ettiğim iki delikanlının konuşması dikkatimi çekti. Aktarayım:

     -Abi ben de kaşınıp duruyorum, alerji oldum yine galiba yaa.
     -Bu sefer ne dokundu yumurta filan mı yedin yine?
     -Yani çok yemedim ondan değildir herhalde. Sucuk filan da yemedim ama işte…
     -Havalardandır belki, bu havayla birlikte bir de kaşındırıcı şeyler yediysen.. Say bakiym ne yedin.
     -Abi işte yumurta yiyorum kahvaltıda, sonra günlük yemekler işte. Bir de çok makarna yiyorum.
     -Abi makarnadan da olacaksa ölelim yani.  Makarna da alerji yaparsa öğrenci milleti yaşayamaz ben sana söyleyeyim. Makarna yap üzerine peynir koy peynirli makarna olsun, makarna yap domates sosu koy al sana domatesli makarna, makarna yap sosisle birlikte ye yoğurtla ye ohoo bir sürü yemek çeşiti işte!
     Yani gerçekten de hayran kaldım ne diyeyim. Fazla sırıtmamak için kendimi zor tuttum; anca bu kadar yerinde bir konuşma olurdu. Ne doğru şeyler söyledi ayaküstü :) Yurt hayatında gerçekten de makarna öğrencinin kurtarıcısıdır. “Şimdi karşıya geçebilirsiniz, şimdi karşıya geçebilirsiniz” sesiyle irkildim ama artık karşıdan karşıya geçmeye o kadar hevesli değildim; halimden memnundum. Ama yanımdakiler çoktan yürümüşlerdi ve içimden arkalarından seslenmek geldi: “Durun nereye? Ne güzel sohbet ediyorduk daha karpuz keseceğğdik?”

İçimiz Isınsın

Yaklaşık 1 hafta önce hatırla(ma)dığınız gibi haftasonu yağmurluydu. Bu duruma şaşırmıştık; lâkin zamanımızda Mart ayında yağmur mu olurmuş! Neyse, annemle yürüyüşe çıkalım dedik. Hava yağmurlu, rüzgâr deli gibi esiyor, biz iki mazoşist Ortaköy-Beşiktaş, daha sonra da Beşiktaş-Ortaköy yolunu yürüdük. Ama bu havada yürümenin de ayrı bir zevki var. Kavuran güneşte ter kan içinde yürümeye kıyasla daha cazip olsa gerek.. Yaptığımız şeyler bununla kalmadı, bir de durağımız olan Beşiktaş’ta dondurma yedik her zamanki dondurmacımızdan. Ama napalım? Bu kadar güzel dondurması olmasaydı! Belki bileniniz vardır, Tansaş’ın karşısındaki Roma Dondurmacısı. Zaten artık Beşiktaş’ta bir yerde görsem orada çalışanlardan birini, direk selamlaşıyoruz gülüyoruz filan. Bir gün arkadaşlarımla gittiğimde ne çeşit dondurma istediğimi sorunca “kaymaklı, çikolatalı, bi de hmm şeyli” deyip kaldım, aklıma bir türlü gelmedi. O da “karamelli olmasın?” deyip güldü. E biliyor artık ne aldığımı :) Neyse, biz dondurmalarımızı eldivenli ellerimize aldık, ve dükkanın önündeki küçük sandalyelere oturduk. Gelen geçen bize şaşkınlıkla bakıyordu. Sadece insanların o şaşkınlığını görmek için bile dondurma yiyip hasta olmaya değerdi :Ç O kadar eğlenceli ki, hatta bir kız dalgınlıkla bize baktı, sonra çevirip kafasını tekrar baktı filan. Bazı insanları da cesaretlendirdik tabi, bizi öyle görünce onlar da aldılar. Bir de aldıktan sonra bize güldüler. O havada dondurma yiyen sayılı insanların arasında bir bağ oluyor. Yabancı bir ülkede aynı memleketten insanların arasında olan bağ gibi :Ç “Aaa siz de mi dondurma yiyosunuz bak işte biz de..” anlamında bakan gözler eşliğinde dondurmalarımızı bitirdik. O soğuk havada içimizi ısıtmıştı adeta. Sonra da Ortaköy’ümüze yürüdük tekrar. Vee hasta filan olmadık. Kışın dondurma yerseniz hasta olursunuz lafları yalan! Haa, bu arada eldivenli bir elde dondurma nasıl duruyor merak edersiniz diye de resmini bilem çektim :Äž Buyrun:

dondurma.JPG

Aşure Ayı

En sevdiğim ay! :Äž Gelsin aşureler.. Nam nam.. Aşure ayında evimize aşure geldiğinde, bizim eve girmesinden benim boğazımdan geçmesine kadar olan aşamayı anlatmak istiyorum.

asure.jpg

Bir kere üzerinde ceviz veya fındık yoksa hiç şansı yok. Eğer ki ceviz ve fındık parçacıkları varsa ilk aşamayı geçmiş demektir. Sonra kıvamı çok önemli. Koyuysa ı-ıh. Sulu veya sulumtrak ise ikinci aşama da tamamdır. İçi pirinç dolu olmayacak; nohut, fasulye vs de olacak. Eğer bu da sağlanırsa ohh görüntü ve içerik tam puan alır benden. Gelelim tadına.. Çok tatlı olmayacak, içimi baymayacak. Çok tatsız da olmayacak, tuzludan farkı olacak.

Tamam, mükemmeliyetçiyim. Ama bütün bu özelliklere sahip olmak bütün aşurelerin hayali. Küçüklüklerinden beri sırf ağzıma layık olmak için uğraşıp duruyorlar. Valla çalışan kazanıyor ve benim tarafımdan yenmeye hak kazanıyor. Burdan diğer aşurelere sesleniyorum: “Kıskanma ne olur çalış senin de olur” :Äž

Hayatımın Vazgeçilmezi..

Neskafe.. Hayatımın en önemli unsurlarından biri. Rahatlatması için, uykumun açılması için, dinçlik vermesi için ya da sadece tadı için. Rahatlatması içinse, zevke göre sütlü ya da kremalı; uykumun açılması ve dinçlik vermesi içinse Jacobs’un poşet kahvelerinden ki son derece sert; sadece tadı içinse Café Crown 3’ü 1 arada.. Final döneminin bitmesinden 2 gün sonra bu yazıyı yazarken sadece tadı için 2’si 1 arada fındıklı Café Crown içiyorum. Baktım ki 3’ü 1 aradaların şekeri beni bayıyor, ben de artık şekersizinden alıp kendim az şeker koyarak içiyorum. Burdan yetkililere sesleniyorum lütfen karamellisinin de 2’si 1 aradasını yapın!!! :ühüh:
Efenim, şimdi ben bu yazıyı neden yazıyorum? Büyüklerimden duyardım “ayy yine fazla kaçırdım kahveyi çarpıntım tuttu”, veya “yok ben almayayım kahve, çarpıntım tutuyor” gibi cümleler. Hep de merak ederdim yahu nasıl oluyor da bi fincan kahveden çarpıntı tutuyor ne alakası olabilir diyerekten :hıı: Ama final döneminde o kadar çok kahve tükettim ki son final gününde benim de çarpıntım tuttu :Ç Ahh sevgili anneannelerim, babaannelerim, teyzelerim ve ninelerim sizleri anlıyorum artıkın ve kahve içmeniz için ısrar etmeyeceğim bundan sonra. Kahvenin & neskafenin final dönemlerimde sabahlara kadar dinç bir şekilde çalışmamı sağlayan değerli bir varlık olduğu gerçeği hiçbir zaman değiştirilemez. Ama gördüğünüz gibi ben bu okulu bitirince hem bir ekonomist olacağım, hem de kahve üzerine mastırımı yapmış olacağım ve hiçbir şirket beni reddedemeyecek :Äž

Çatır Çutur Katır Kutur

     Dünkü bir otobüs maceramdan çıktı bu başlık. Nasıl bir otobüs macerasıdır ki böyle bir abuk başlığa sebebiyet vermiştir? Anlatayım…

     Ortaköy otobüsündeydim ve uslu uslu koltuğumda oturuyordum. Ben usluydum ama annemin Osmanbey’den aldığı fıstıklar (kabuklu fıstık mı desem soyalı kabuklu fıstık mı desem tam adını bilmiyorum ama çıtır bir kabuğu var) rahat durmuyorlardı. Kucağımdaki torbanın içinde mis gibi kokusu ve elimi ısıtan sıcaklığıyla beni yoldan çıkarmaya niyetliydiler :oklava: En sonunda yoldan çıktım tabi müthiş bir iradesizlik örneği göstererek. Ve yemeye başladım. Bir yandan fazla ses çıkmasın diye yavaş yavaş yiyorum, bir yandan ses çıkmasına engel olamıyorum çünkü öyle bir kabuğu var ki maşallah… Otobüste hiç sevmem bir şey yemesini. Hem başkalarının canı çeker diye, hem de çekmese bile ben rahatsız olurum diye. Çünkü otobüste simit, mısır, elma ve türevlerini yiyenleri gördükçe onları yedikleriyle boğasım gelir çünkü acayip canım çeker ve olan eve gidince “evde şu var mı bu var mı?” diye sorduğum anneme olur :Ç

     Evet, sevmediğim ve diğer insanlarda tasvip etmediğim bir şeyi yaptım. Olmuyor mu sanki sizin de böyle anlarınız? Kendinizi, kınadığınız veya hoşlanmadığınız şeyleri yaparken bulduğunuz? Oluyordur, oluyordurrrr :) Ve buradan beni duysalar da duymasalar da benimle yolculuk yapan otobüs sakinlerine/mağdurlarına sesleniyorum: Özür dilerim sizi çatır çutur katır kutur seslerine maruz bıraktığım için. Ama içgüdülerine karşı koyamıyor insan bazen. Bununla alakalı olaraktan, dün bana hediye edilen bir rozetteki sözle özetlemek istiyorum yazımı: 

     “Bir kere yaptım, yine yaparım” <:o)