NEDEN?!?!

Ne kadar sıklıkta olduğu muallak olmakla birlikte periyodik olarak yaşadığım üşengeçlik, bıkkınlık, bezginlik döneminin bir periyodunu yaşamaktayım bugünlerde. Biliyorum, sadece bana özgü değil bu hal, eminim birçok insanda olur ama ya bende daha çok sık oluyor ya da beni fena çarpıyor *-) . Önce unutkanlık başlıyor, sonra eskiden zevk aldığım şeylerden zevk alamama, hiçbir şey yapmak istememe, yapacaklarını unutma, bir anda anlamsız kararlar verme gibi etkileriyle devam ediyor. Örnek vermek gerekirse;

-Bir-iki arkadaşımdan aldığım birkaç kitabı okuyup onlara çoktan geri vermiş olmam gerekirken hala bir tanesinin yarısındayım.

-Seyretmeyi düşündüğüm ve bir hevesle (hatta çok hevesle) indirdiğim Smallville dizisinin 4. sezonunu ha izledim ha izleyeceğim derken günler geçiyor ve ben daha hiçbirini seyretmedim.

-Yürüyüşe gittiğim bir gün gözüme çarpan ve yine bir/çok hevesle aldığım bir sürü DVD öylece durmuş beni bekliyor.

-Dinlerken adeta bayıldığım ve zor ayıldığım şarkılar artık beni ciddi anlamda bayıltıyor kal: .

-Günlerdir odadaki kitaplığı düzenlemem gerek diye düşünüyorum ama sadece düşünüyorum..

-Gözlemlediğiniz üzere severek yazdığım blog siteme günlerdir yazı yazmıyorum daha doğrusu yazamıyorum. Siteye girmeye üşenmesem yazacağım; girdikten sonrası kolay ama girene kadar ohoooo… (yani en azından bana ‘ohooooo’ gibi geliyor)

-Başka madde yazarsam okuyanları depresyona sürüklerim diye burada bırakıyorum (yoksa çok mu geç kaldım? 8-) )

Ben de bu böyle olmaz dedim, bir yerden başlamak gerek dedim ve sizin de iteklemelerinizle (çok teşekkür ediyorum gerçekten) yazı yazıyorum. Oh be şimdiden rahatladım biraz. Sanırım atlatıyorum bu ruh halimi. Ruh hali derken gerçekten bende “ruh” hali vardı; ruh gibiydim. Ööööyylee amaçsız amaçsız geziyordum. Aslında bu amaçsız gezmek çok amacın olduğundan da kaynaklanabilir hani o kadar çok yapmak istediğim şey var ki birdenbire bir üşengeçlik geliyor ve anında ters etki… Üff, anlatması bile karışık siz bir de yaşamasını düşünün. Veya düşünmeyin :P

Evet, bir yerden başladım sonunda ve artık düzenli olarak yazıp sizi hem incilerimden mahrum bırakmayacağım (Nastiye Böcük), hem de canınızın sıkılmasını önleyeceğim (Silhouette) :Ç Heeeyy, geri geldim galiba :) Şimdi en iyisi şu kitaplığı düzenleyeyim hazır geri gelmişken <:o)

Vallahi Görmedim..

İki hafta önce filan sabah sabah bakkala gönderildim. Ekmek ve yoğurt almak için.. Alelacele çıktığım için lenslerimi de gözlüğümü de takmadım; hemen çıktım. Gittim, aldım ve geldim.

Bir hafta önce filan da yolda gördüğüm iyi bir arkadaşımın bana selam vermediğini fark ettim. Halbuki görmüştü de hayret ettim. Herhalde dalgınlığına geldi diye düşünüdüm. Ertesi gün yine gördüm, yine selam vermedi. Ben de açıkça konuşmaya karar verdim. Neden böyle davrandığını söylediğinde daha çok şaşırdım. Meğersem o ekmek ve yoğurt almaya gittiğim gün onu görmüşüm de selam vermemişim. Durumu anlattım ve hallettik.

Burdan bütün arkadaşlara sesleniyorum. Eğer bir gün sizi yolda görürsem ve selam vermezsem anlayın ki lensim gözümde değildir :) Hem lensim gözümde olsa bile bazen insanın dalgınlığına geliyor, görmüyorsun, o anda kafanda bir sürü şey oluyor ve sanki bütün düşünmen gereken şeyleri ekmek almaya giderken düşünüyorsun :P Dil çıkardığıma bakmayın gerçeklik payı çok yüksek. Ben bir Türk olarak tuvalette düşünmek yerine ekmek almaya giderken düşünüyorum :P Bu durumda beni dürtüp kendime gelmemi sağlamanız, sizi görmedim diye küsmenizden daha hayırlı olacaktır.. Saygılaarr :)

Ay Bayılacağım Şimciii!!! Ahanda Bayıldım!

Şaka değil, gerçekten. Dün bir akrabamızın düğünü vardı ve biz de gidecektik doğal olarak. Aslında düğünleri pek sevmem ama “hatır” için gitmek zorundaydım. Önce annem saçlarımı kendim yaptığımda güzel olduğunu jöleleyip kıvırtırsam kuaföre gitmiş gibi görüneceğini söyledi ben de katıldım ona. Ama sonra maşayla lüle lüle mi yapsam saçlarımı dedim bu sefer de annem bana katıldı :P Sonra kuaföre gittik. Buraya kadar her şey normaldi. Taaa ki…

İçeri girer girmez bir sigara dumanı kitlesi vurdu yüzümüze. Pazar günü olduğu için de açık kuaför yakınlarda pek yoktu. Biraz bekledikten sonra nasıl bir şey istediğimi söyledim. Saçlarımdan tutam tutam alıp onları teker teker maşaya dolamaya; öyle biraz bekledikten sonra teker teker açmaya başladı. Arkaları bitip önlere gelince arkaları çoktan bozulmuştu. Sonra bir daha sardı, bir daha bozuldu. Bu arada sigara dumanının yanı sıra etrafta vır vır konuşan “hanım”lar, fonda (!) çalan Serdar Ortaç’tan “Dansöz” ün ve yabancı bi hoppidi hoppidi tarzda ortam şarkının defalarca ve defalarca çalması, maşa denen aletin verdiği sıcaklık, benim yerimden kıpırdayamamamdan dolayı bana gelen “terelelliler”, vs vs vs vs. Saçım sonunda bitti ama ben de bitmiştim tabi. Annem beğenmedi yüzünü buruşturdu “ben daha güzel olur diye düşünmüştüm” filan dedi. Ben beğenmiştim halbuki ama annem öyle deyince ben de beğenmedim :Ç Annem bir daha yıkayıp bu sefer fön çektirmemizi söyledi. Orada ilk fenalık geldi bana zaten. Fön çekeceğime kendim yapardım daha iyi. Neyse oradan öyle çıktık, ama annem bakıp bakıp yüzünü buruşturdukça bana gelip gittiler yine. En sonunda başka bir kuaföre gidip yıkatıp fön çektirmeye karar verdik. Ama oradakiler saçlarımı beğendi sadece biraz daha kıvıralım dediler ve biraz daha kıvırıp çıktık :Ç Eve geldik annem yine beğenmedi :Ç İnsan sinirden de gülebiliyormuş gerçi benim gülmek için sinirlenmeye ihtiyacım yok ama :P O kadar jöleli saçı yıkayıp bir daha yapma fikrini duyunca ben kendimi kaybettim ve bayıldım pat diye. Allah’tan kafamı bir yere çarpmadım; lakin pek de fazla olmayan aklım iyice uçardı… Hemen yatırmışlar, şeker filan vermişler anca kendime geldim. Kuaför adamı bu kadar çarpar mı yahu? E tabi 3 saat boyunca o koltukta oturursam demin anlattığım şekilde çarpar!!! :@ Bundan çıkarılacak dersler:

1) Kuaföre Pazar günü gidilmeyecek,

2) Sigara dumanı ve bangır bangır şarkılardan uzak durulacak (en azından bir süre),

3) Düğüne maşayla saç yapmak yerine gerekirse salkım saçak gidilecek,

4) İstenmeyen bir yere gitmek zorunda olduğunda numaradan bayılınacak nıhaha :Ç .

Neyse, sonuçta kuaföre giden paraya ayrı yandım, kuaförlerde geçirdiğim zamana ve tonlarca jöleyle birlikte sigara kokan saçlarıma ayrı… Üstelik düğüne de gidemedim!! Yani tam anlamıyla kaldım kal: .

VEEEEE SONUNDAAA!!! HA-HA-HAAAA :)

Sonunda ne mi oldu? Tam 5 sene ayrılıktan sonra Gözde’yle -taaa ilkokul arkadaşım- kavuşuyoruz :) <:o) O da artık İstanbul’da okuyacak. Yeditepe İngilizce Burslu Eczalıcık. Ortaokulda, ilkokulda herneyse işte hep ilerisi için ne meslek istediğimizi birbirimize sorardık. O hiç çekinmeden her zaman eczacılık derdi ve birçok kişinin başaramadığını başardı. Küçük yaşlardan itibaren istediği bölümü tutturarak tam bir “idealist”lik örneği gösterdi. Sonuç olarak tekrar aynı şehirde okuyacağız. Geçen gün fark ettik de birlikte hiç fotoğrafımız yok; her halde ilk işimiz bunu telafi etmek olur.

HOŞGELDİN CANIM ARKADAŞIMM!!! :Ç .

Tereyağının Faydaları…

Dün mahalle sakinlerimizin bir konuşmasına tanık oldum. Yaşlarını haylice aldıkları için konuşma konuları da kalp, kolesterol, tansiyon vb şeyler oluyor. Birisi “Yakında ikinci anjuomu olacağım. E tabi o kadar tereyağı, kaymak, tatlı yersem böyle olur” dedi. Öteki de ne dese beğenirsiniz: “A-a boşver, tereyağı bir şey yapmaz. Tereyağı damarları kayganlaştırır, kanın akışını hızlandırır; damar da açılmış olur” :| Bir de bilimsel açıklama yapması yok mu :) Ne diyeyim? Teyzeler işi çözmüş…