Sosyal Medya Uzmanlarına Gıcık Olanlardan Mısınız?

Eskiden bloguma yazı yazmadan önce kahvemi elime alır, ders notlarımı kenara çeker, tüm dünyayı unuturdum. Şimdi bu yazıyı yazmadan önce yine kahvemi elime aldım, ama bunun dışında her şey çok farklıydı.

Artık ders diye bir şey yok hayatımda. İş var. Gerçi bunu da ders sayabilirsiniz, yalnızca vize ve finalleri olmayan cinsten. Özel bir bankada dijital pazarlama/sosyal medya departmanında çalışıyorum. Seneler öncesinden kendimi bu işi yaparken görebiliyordum, o yüzden sürpriz olmadı. Lakin yaptığım işten çok beni işimle ilgili sorulan sorular ve yapılan yorumlar eğlendiriyor :) Klasik sorular şu şekilde:

– Dijital pazarlama bölümünde tam olarak ne yapıyorsun? (Alt metin: Ne yaptığını aşağı yukarı anladık ama “tam olarak” ne yapıyorsun? DETAY VER!)

– Bankanın sosyal medyası sıkıcı değil mi? Yapılacak ne var ki sosyal medyada? Banka işte? (Alt metin: Kesin bütün gün boş boş oturuyordur bu.)

– Şimdi sen bütün gün Facebook, Twitter ve YouTube’ta mı takılıyorsun? Ohh ne güzel iş! (Alt metin: Bizim bütün gün anamız ağlıyor, sen keyif kekah.)

– Tüm gün sosyal medyadasın ve bunun üzerine bir de para mı alıyorsun? Kıyakmış valla… (Alt metin: Benim kazandığım kadar kazanıyorsa intihar ederim.)

Sonuncusu sorudan ziyade hakarete varan boyutlarda olsa da bünyem alıştığı için artık tepki vermiyor. Tabi ki bu soruların hepsi için birer cevabım var. Ama bazen bu cevapları vermeye çok üşeniyorum :| Tıpkı şu anda olduğu gibi. İlerleyen yazılarımda yer vereceğim konulardan biri de bu olsun.

Kahvem de bitti zaten, bir sonraki yazıya kadar esen kalın.

sosyal medya bagimlilik

 

 

 

 

 

 

 

4 Yıl Sonra Ben

4-yearsDurdum bir baktım 4 sene önceki yazılarıma. Kurduğum cümlelere, düşünme şeklime, yaşadığım olaylara. Ne kadar çok şey değişmiş hayatımda. Sadece içinde bulunduğum şartlar değil, hayata bakış açım da değişmiş. Sonra kızdım kendime… Neden buraya yazmayı bıraktım ki? Tam da anlatacak en çok şeyimin olduğu yıllarda. Yoksa anlatacak çok şeyim olduğu için üşenmiş miydim? Ya da anlatmak yerine yalnızca yaşamayı mı seçmiştim?
Neyse, bunun bir önemi yok. Arayı kapatmanın zamanı geldi…

Türkçe Katliamı


Bu yazıyı gerçekten üzülerek yazıyorum. Yani bu kadarı da olur mu?!? :hıı: Ciddi bir konu olmasa diyeceğim ki “Adam şaka yapmış, kendince eğlenmiş işte”. Ama bir İstikbâl bayisinin camında bu derece yazım hatalarının olması acınası bir durum. Evlilik hazırlıkları yapan bir çift gelse ve sorumlu arkadaşa;

“Merhaba, biz yemek odası takımı bakıyorduk” dese, acaba o arkadaş:

“Aaaa maalesef yemek odamız yok. Aslında onun ne demek olduğunu bile bilmiyorum, bir dakika üstlerime sorayım……...Yok efendim, yemek odası takımımız yok; size yemek oadası takımı versek?” mi diyecekler?!?!

Hadi onu geçtim -nasıl geçebiliyorsam-, Oturma Gurubu ne demek?! kal: Oturma Şurubu gibi…

Keşke biraz daha dikkatli olsak da şu güzelim Türkçemizi daha güzel, daha itinalı kullansak.

Ben Üniversitedeyken…?!?!

Demin Cenk bana “www.tuuce.com diye süper bi site var, baktın mı hiç?” diye sorunca “valla ben de duydum ama bakmaya fırsatım olmadı” diye cevap verdim. “Sahibi de bakmıyor zaten” deyince ben de;

Ne yapayım, Şevki ve İlhami gelmiyor. Biz üniversitedeyken şevk ve ilham babında bu hayali kahramanları bulmuştuk kendimizce” diye bir cümle kurdum.

Bir de baktım ne göreyim.. “Ben üniversitedeyken…” diye başlayan cümleler kurmaya başlamışım da farkında değilmişim kal: Yaşlandım anacımmmm yaşlandımmmmm :ühüh:

Film Şeridi…

Hayatımın bir filmi çekilse.. Liseden itibaren neler yaşıyorum, hangi olaylar karşısında ne tepki veriyorum, neler hissediyormuş gibi görünüyor ve aslında neler hissediyorum.. Hepsi ve daha fazlası bana seyrettirilse. Hayatım film şeridi gibi gözümün önünden gerçekten geçse yani.. Otursam, başka insanların canlandırdığı hayatımı seyretsem. Ne güzel olurdu. O zaman aklım başıma gelirdi belki. O zaman daha iyi anlardım yanlışlarımı, saçmalıklarımı, veya doğrularımı..

Film olmayacak bir hayat yaşamadım da değil hani. Az senelere çok şey sığdırmışlığım vardır. Kimi zaman koşturmacadan kendimi alamadım, kimi zaman sıkıldım ve yapacak şey bulamadım. Belli bir yerdeyken hep başka yerde olmak istedim, sonra o başka yere gittiğimde de geldiğim yerde olmak istedim. Hayatımda hep özlem duyacağım bir şeyler vardı. Kötü bir şey değil ki bu. Özlem duyduğum için ona ulaşmaya çalıştım. Ona ulaşmak için de uğraş verdim. Bazen ulaştım, bazen ulaşamadım. Ama hepsinde bir şeyler öğrendim. Yine de kendi hayatım sonuçta. Objektif olamam ki. Göz göre göre yine yanlış yaparım. Yine yanlış düşünürüm. Yine yanlış davranırım. Tabi bu hayatımın yanlışlıklarla dolu olduğu anlamına gelmez. Çok doğrularım olmuştur elbet. Ama bir plastik cerrahın yüzlerce mükemmel, sadece bir iki tane kötü sonuçlanan ameliyat yaptığında hep o kötü sonuçların iyilere mâl edilmesi gibi çıkar insanın hayatında yanlışları. Belli bir zamandan sonra daha iyi anlarsın, daha iyi değerlendirirsin hayatını. Belki de o yüzden şu an yaşanması en zor andır bana göre. Geleceği planlamak kolaydır; yapacağım edeceğim dersin. Geçmiş daha da kolaydır; oldu bitti, olmuşla ölmüşe çare yok der geçersin. Biraz daha uzatırsam yazı amacından çıkacak gibi görünüyor. Sanırım kendi hayatım yerine başkalarının hayatlarını seyretmeye devam etmeliyim. Hemen bir film kapmaya gidiyorum..