Ferhat Göçer – Cennet

Bu şarkı ne de çok ünlendi, ne de çok seviliyor bu ara. Ben de gayet sevmiştim ta ki şu sözlere kadar:

“Dünyaya bir daha gelsem sevgilim,
Arar bulurum yine seni severim..
Cenneti değişmem saçının teline,
Ömrümün yettiği kadar seni severim..”

Aslında şarkıyı sevmedim değil, ama sevdim de değil; böyle ortası bir şey işte. Ama ben fazla gerçekçiyim sanırım. Nasıl bir insan cenneti değişmez bir saç teline? Takıldım kaldım orada! :Ç Hadi “cenneti değişmem sana” dese bir nebze anlayacağım, ama saç teli bu. Bir günde bir kızın onlarca saç teli dökülüyor, bir tanesi de onun için dökülsün n’olur? Hem sen bu dünyada son nefesini ver, öbür dünyaya git ve ateşi gör bakalım bir can havliyle “aman tamam tamam beni buraya göndermeyin sakın, durun benim kızın saçının telini bir koşu kopartıp geliyorum” deme de göreyim :Ç Hatta kızı toptan gözden çıkartmazsan neyim!

Bir başka şarkının sözleri de şöyle:

Ne kadar zulmetsen ah etmem sana
Her iki cihanda gül kana kana
Seninle cehennem ödüldür bana
Sensiz cennet bile sürgün sayılır”

Aynı şekilde burda da “nasıl cehennem bir insana ödül gibi gelebilir ki?” diye düşünmeden edemedim :hmm: Ne yani, biri sevgilisiyle cehenneme düştüğü zaman: “Ay sevgilim, ne kadar mesutum bilemezsin. Bu bana ödül gibi geliyor. Zaten diğer dünyada aşkınla yanmıştım; şimdi de seninle birlikte yanıyorum ne kadar hoş değil mi? Ne kadar güzel yanıyoruz! İyi ki senden ayrılmamışım, cennette sürgün olacaktım şimdi bak” demesini aklınız alıyor mu? Cennet cehennem hakkında şimdi atıp tutuyorlar ama o zaman kendi dertlerinden kimseyi görebilecekler mi bakalım :Ç
Demek istediğim şu ki, bu sözleri yazanların aşkları çok büyük de olsa, imkansız şeylerle bu aşklarını anlattıklarında bana gerçekmiş gibi gelmiyor; bu sefer şarkının gerçek yerlerine de inanmıyorum. Belki bu benim gerçekçiliğimden kaynaklanıyor bilmiyorum ama çookk büyük aşkların daha inandırıcı ve makul şekillerde anlatılması beni daha çok etkiler. Aşkta mantık yoktur derseniz, bu kadar mantıksızlık da inandırıcılıktan uzak oluyor derim. Hem mantıksız olsun o zaman, hem de inandırıcı olsun. Böyle şarkılar çoookkk.. Mesela Kayahan – Bin Parçayım Hasretinle, Yüksek Sadakat – Belki Üstümüzden Bir Kuş Geçer, Sezen Aksu – İstanbul İstanbul Olalı, Barış Manço – Benden Öte, Düş Sokağı Sakinleri – Sevdan Bir Ateş, Emre Altuğ – Aşk-ı Kıyamet, Ferda Anıl Yarkın – Sonuna Kadar, Kıraç – Olur Ya, Gökhan Kırdar – Yerine Sevemem, İzel – Ah Yandım, Kerim Tekin – Haykırsam Dünyaya, Leman Sam – Anladım, Nazan Öncel – Gitme Kal Bu Şehirde, Onur Mete – Bitmesin, Şebnem Ferah – Gözlerimin Etrafındaki Çizgiler, Yalın – Ben Bilmem, Yaşar – Kör Bıçak, Yıldız Tilbe – Delikanlım, Zerrin Özer – Bir Gülü Sevdim aklıma gelenlerden birkaçı, hatta birçok kaçı :Ç

Bu Şarkılar da Olmasa..

     Şimdi nedir benim zorum da gecenin bi yarısı yazıyorum değil mi? Hepsi Whitney Houston’ın yüzünden!

     Geçenlerde annemin isteği üzerine Whitney Houston’ın şarkılarını bilgisayara yükledim. Ve bugün de ben nasibimi aldım bu şarkılardan. Demin dinledim ve beni taa nerelere götürdü anlatamam. Anlatamam dediğime bakmayın, madem anlatmayacağım neden yazıyorum ki :Ç (Gece yarısı saçmalamalarım beni iyi tanıyanlar bu saatte nasıl saçmaladığımı ve insanları da kendime uydurduğumu bilirler)

     Whitney Houston’ın sesini her zaman çok rahatlatıcı, alıp götürücü bulmuşumdur. “The Greatest Hits” kasetiyle tanışmam orta 2’nin sonlarına denk gelir. Şimdi en beğendiğim şarkılarını yazasım geldi ama hepsini yazmak olmaz dedim. Biraz önce bu şarkıları dinleyince o senelere geri döndüm ve eski günleri hatırladım. Her şarkının insanda farklı bir anıyı canlandırması, onu geçmişteki olaylara ve kişilere götürmesi ne kadar ilginç. Mesela Whitney Houston’ın bu şarkılarını dinlerken orta 2 bitimindeki yaz Antalya’ya gittiğimiz zamanki günleri ve düşündüğüm kişiyi, LeAnn Rimes’tan Can’t Fight the Moonlight dinlerken orta son sınıfının karışık olaylarını ve entrikalarını, Mor ve Ötesi-Bir Derdim Var dinlerken lise sondaki dertli günlerimi, Linkin Park şarkılarını dinlerken ÖSS zamanında çözdüğüm Geometri sorularını (buradan da tahmin edersiniz ki Geometri çözerken Linkin Park dinlerdim), Sezen Aksu-Geri Dön’ü dinlerken zamanında geri dönmesini istediğim kişiyi (hepimizin vardır böyle geri dönmesini istediğimiz kişi, saklamayın :Ç ), Yalın dinlerken lise son yılının unutulmaz anılarını, Usher-Yeah dinlerken lise sonda yaptığım ev-okul/okul-dersane/dersane-ev üçgeninden oluşan otobüs yolculuklarımı (kusura bakmayın ama bu işkenceyi eğlenceli hâle getiren tek çözüm buydu!), Pink dinlerken lise 2 yazındaki kilo verme amaçlı yürüyüşlerimi, Jennifer Knapp-A Little More dinlerken üniversite 1 yılını, Dido-Life For Rent dinlerken son günlerimin inanılmaz olaylarını, Eric Clapton-Lady in Red dinlerken hayatımın romantik ( (A) ) anlarını, Kylie Minogue-Red Blooded Woman dinlerken hayatımın eğlenceli (<:o) )anlarını, 3 Doors Down-Here Without You dinlerken hayatımın hüzünlü ( :ühüh: ) anlarını ve daha nice şarkıda nicelerini hatırlıyorum. Hepsini sayarsam biliyorum ne hâle geleceğinizi: Şimdiden bile ağzınız yarı açıldı, üff hadi bitirse anladık birşeyler hatırladığını diyorsunuz, karnınızın acıktığını fark ettiniz ve şu yazıyı okumamak için bahaneler üretmeye başladınız. En azından ben böyle yapardım :Äž Onun için burada kesiyorum.

     Biliyorum, daha unuttuğum ve bana hayatımdaki -geçmişten veya şimdiden- birtakım kişileri ve olayları hatırlatacak bir sürü şarkı(cı) var. Ve neden bu saatte böyle duygusallaştım bilmiyorum. Eski günlere dönmek istedim Whitney Houston’ı dinleyince. Ama sonra o günlerden sonra hayatıma giren insanları düşündüm ve vazgeçtim. Hayatın her anında mutlaka ileride özlenecek bir şeyler oluyor. Şu anda hayatımda memnun olmadığım şeyler olsa bile ileride özleyeceğim ve değerini bilmediğim takdirde “keşke değerini bilseydim” diyeceğim bir sürü şey de var. Canımız istediğinde istediğimiz zamanda, istediğimiz kişilerle olma şansımız olsa.. Ama böyle düşününce de gerçekçi olasım geliyor ve aslında böyle bir şey de istemediğimi fark ediyorum. Hayat neyse onu yaşayacağım işte bu kadar basit! Ve kimbilir ileriki yıllarda şu andan sonraki anılarımı, hayatımdaki kişileri hatırlatacak ne şarkılar, ne şarkıcılar olacak. Kimbilir daha ne hatırlanası, özlenesi anılarım olacak. Bu konuyu daha derinleştirirdim de hem uykumun baskısı, hem uyku dolayısıyla saçmalama olasılığı katsayımın fazlalığı, hem ruhumun ve bedenimin yorgunluğu, bir de bütün bunların karnımın acıkmasıyla birleşmesi bir araya gelince yazımın bitmesi gibi bir sonuç ortaya çıkıyor. Bakın ne zorluklarla yazmışım bu yazıyı da ben bile farkında değilmişim :Äž Ahh Whitney ahh sen nelere kadirsin!

The truth is..

Geçenlerde internette gezinirken best kept secret diye bi grubun söylediği bir şarkının sözleri çok dikkatimi çekti. İsmi “the truth is” olan bu şarkının nakaratı şöyle:

The truth is, the truth hurts.

I just lie to save you from the pain.

(Gerçek şu ki, gerçek acıtır.

Seni acıdan kurtarmak için yalan söylüyorum.)

. kal: Yani her yalana karşı gösterilen gayet enteresan, egzantirik, mükemmel denilecek mazeretler duydum da bu kadarını duymamıştım doğrusu. Halbuki yalan söylemesinin tek nedeni aslında kızı üzmemek ve üzmemekle kalmayıp acıdan kurtarmak! Ahh şu erkeklerin kıymetini bilmeyiz bir de kızlar! :oklava: Ayrıca yaşadınız erkekler, artık sevgililerinize yalan söylemek için harika bir özrünüz var :Ç (Biz kızlar altta kalır mıyız? Hayırrr.. Karşılıksız kalacak sanmayın :Äž )

Allah Belanı Versin (Ben değil, İsmail YK Diyor)

Bugün günlerden Pazar ve Msn listemde diğer günlere nazaran daha çok kişi çevrimiçi durumda. Nedense çoğunun Pazar Pazar eski sevgililerine veya hayatta sinir oldukları insanlara beddua edesi veya kendileri edemediği için birisini (bu birisi de İsmail YK oluyor) beddua ederken dinleyesi var sanırım. Yani göz görür ah, can bu çeker hesabı tutamadım kendimi, ben de dinleyeyim dedim.

Hayır, ne eski sevgilime gönderirim bu şarkıyı, ne ona duyurmak için çalarım, ne beni anlattığı için dinlerim ne de birine kin duyduğum için. Sadece ve sadece eğlenmek için dinlerim bu şarkıyı. Çok eğlenceli!! :Ç Öyle deşarj oluyorsunuz ki nakaratında, anlatamam. İlginç bir şekilde garip bir rahatlama hissediyorsunuz 8-) Neden arşivimde var diye sorarsanız, hepsi Okan Bayülgen yüzünden! Ben bu şarkıyı ilk duyduğum zamanlar nefret etmiştim ve Şahan Gökbakar’ın “Aşk Doktoru” tiplemesi modunda “iivvvv, ivvvğğğvrennçç” demiştim. Ama sağolsun, TV Makinesi’nde zırt pırt çala çala, ben de dinleye dinleye böyle bi eğlencelik havaya girdim, arşivime katayım dedim :$ Nedense arkadaşlarım da öyle yaptılar :Ç Demek ki bende bir sorun yok, normalim (A)

Şimdi şarkı hakkında söyleyeceklerime gelirsemm… Neden biri bana çok acı çektirmiş olsa da böyle beddua edeyim ki? Küçüklüğümden beri annem de anneannem de beddua etmenin ne kadar kötü bir şey olduğunu ve eninde sonunda beni bulacağını öğretti; ben de hiç etmedim hayatımda. Tabi ki kişiden kişiye göre değişir anlayışlar ama, bu işler bize ters, bizi bozar :P İsmail YK belki de beddua edenlerden, burası tamam; eski sevgilisine kini vardır, ondan nefret ediyordur, kendisine çektirdiği acılardan dolayı onun belasını bulmasını istiyordur vs vs. Peki şarkının bir yerindeki “Seni seviyorum, Allah belanı versin!” kısmına ne demeli??!?! kal: O nedir yahu? kal: :-| Kesinlikle yorumsuz. Yorumu olan varsa yazsın :Ç .

Bir de bu şarkıyı evde rahatlıkla dinleyebilsem! Sağolsun, bitanecik anneannecim “Tuğğççeeee!! Hemen kapat o şarkıyı! Tövbe tövbe mübarek günde!” diye bağırıyor. Napalım? Onu kıracağıma kafamı kırarım ve kulaklığımı da bir güzel bilgisayarıma takar öyle dinlerim. ŞŞTTtttt!! Anneannem duymasınnn :-#