Hinder – Lips of an Angel

iTunes müthiş bir şey. Zamanında değişik değişik arkadaşlarımdan aldığım müzik CD’lerinin içindeki şarkıları iTunes’uma attım ve depoladım. Her zaman dinlediğim şarkılardan sıkılınca da zaman zaman değişik, bilmediğim şarkıları çaldım. İçlerinden beğendiklerim de oldu beğenmediklerim de. Keşfedilmeyi bekleyen mücevher gibiydiler bazıları. Bu haftasonu da içim kıpır kıpır olduğundan bildiğim şarkılarla yetinmedim, yeni arayışlar içine girdim. Veeee şahane bir şarkı keşfettim. Hinder‘dan Lips of an Angel. Bir insan dinle dinle hiç mi bıkmaz bir şarkıdan! Yok, bıkmıyorum. Youtube’dan klibine bakayım dedim. Adamın şarkıyı söylerken kendinden geçip ellerini bir garip yapmasını ve evindeki kızın klibin başından sonuna kadar vücuduna krem sürmesini saymazsak idare eder. Bir de onları sayarsak güzel bir klip değil diyebilirim. Zaten Lifehouse’un Breathing şarkısını da mükemmel bulduğum ve klibini merak edip seyrettiğim zaman da büyük bir hayalkırıklığına uğramıştım.

Öyleyse günün dersi: Çok sevdiğin, hayran kaldığın şarkıların kliplerini merak etme. Bırak, gözünde canlandırdığın ve ona yakıştırdığın gibi kalsın. Muhtemelen senin hayal ettiğinden daha kötü olacak; onun için bızıklama!

Şimdi, klibi buraya koyuyorum ama şarkıyı gözleriniz kapalı da dinleyebilirsiniz bir şey kaybetmezsiniz gibi sanki :Äž Fikirlerinizi bekliyorum..

Gıcık Oluyorummmm!!! Iırrgrhgrh!

Otobüs durağında beklersiniz otobüsünüzün gelip sizi alması için. Kafanızda dönen birkaç favori şarkınızı dinlemek için can atıyorsunuzdur. Duraktayken dinleyemiyorsunuzdur; çünkü elinizde paketler, torbalar, çantanız vs, bir de nazlı iPod’unuzla uğraşmanızı engelliyordur. Otobüsünüz gelmiştir sonunda. Bir de cam kenarında bir yer kaptınız mı sizden mutlusu yoktur. iPod’unuzu güzelce çıkarırsınız çantanızdan ve ağzınızdan salyalar akar bi şekilde kulaklığın kablosunu çözersiniz. Daha doğrusu çözmeye çalışırsınız. Daha daha doğrusu çözmeye çalışmaya çalışırsınız. Fakat kablo arap saçı olmuştur bir kere. Şimdi onu çantaya kabloları karıştırır bir şekilde koyan kişiye küfredeceksiniz, olmayacak –malum, bu kişi sizsiniz. Otobüs ilerliyordur; aksi gibi de trafik yoktur ki yolu ve insanları seyrederken müzik dinleme zevkini tadasınız. Kabloyla adeta savaş verirsiniz ve terler dökersiniz. Milletin uyuz sırıtmalarına maruz kalmanız da cabasıdır.. O sırıtmaları fark etmemek için boğuştuğunuz kabloya odaklanmaya çalışırsınız ve hızlı hızlı açmaktan kaçınırsınız paniklemiş gibi görünmek istemediğiniz için. Bu sefer de zaman kaybedersiniz. Otobüsten indiğinizde ise saçınız başınız dağılmış, hangi elinde hangi torba var bilmeyen, huzursuz birisinizdir. Şarkıya mı ne olmuştur? Hangi şarkı, hani şu teknik arızadan dolayı dinleyemediğiniz şarkıya mı?!?! :@

It’s Over Now

Veeeeee.. Bugün stajım bittiii!! “O ne ya? Pazartesi de staj mı biter?” :hıı: diyenlere, evet biter! Ben bitiririm :Äž

Üzerimden büyük bir yük kalktı. Artık sabahlara kadar MSN’de çene çalabilir, geceleri rahat rahat korku filmi seyredebilir, gündüzleri tabanlarım patlayana kadar gezebilir, bol bol kitap ve birikmiş aylık (!) dergilerimi okuyabilir, Sims ve Underground’un cılkını çıkarabilirim! <:o) Ayrıca en yaratıcı saçmalamalarıma ve başınızın etini yemelere başlayacağım ki bu sizin için ne kadar iyi olur bilemiyorum :)

Özellikle “Akıl Oyunları” ve “Karala!” dergisinin içine dalmak için sabırsızlanıyorum. Kabalcı’ya gidip de onları alamadan çıkamadım. Mutlaka siz de alın. Tabi kafayı yemek istiyorsanız! Lâkin ben, geçen akşam anlayacağım diye kendimi paraladım. Anladım mı? Eee, neyse canım bu hiç de önemli değil. Hem kafam yerinde olmadığı için de anlayamamış olabilirim. Artık kafam yerinde. Stajla birlikte sarsık Tuğçe de bitti gitti.

Haa, “bitti” demişken, buyrun buradan dinleyin. Herkese hediye ediyorum, süper şarkı! Bir de artık klişeleşen telefon fırlatma sahnesi olmasaydı tam süper olacaktı da.. :^)

Linkin Park Bir İnsanın Ruhsal Durumunu Nasıl Anlatır?

linkin-park.jpgI tried so hard and got so far
But in the end it doesn’t even matter
I had to fall to lose it all
But in the end it doesn’t even matter

sözleriyle yine şööööyle bir geçmişe döndüm biraz önce. Linkin Park diye adlandırılan şu yandaki muhteşem grup lise son sınıfta girdi hayatıma. Daha önceleri benim için hiçbir şey ifade etmiyordu. Yukarıda yazdığım sözlerde adam bir şey için çok uğraştığını, çok çaba harcadığını hatta düşmeyi bile göze aldığını; ama sonunda bütün bu çabalarının hiçbir işe yaramadığını, hepsinin boşa gittiğini ve başladığı yere geri döndüğünü söylüyor. Lise sonda geometri testleri çözerken dinlediğim bu şarkı sadece hoş bir ritimdi benim için. Onun dışında pek bir şey ifade etmiyordu; çünkü ben o zamana kadar hangi konuda uğraşsam sonucunu alıyordum. Hiçbir çabamın boşa gittiğini görmemiştim henüz. Fakat lise hayatının bitmesi ve yeni ortamlara girmemle birlikte bir çok şey gibi bu durum da değişti. Bir çok konuda ezberim şaştı. Yeni insanlar, yeni olaylar, daha önce hiç karşılaşmadığım tepkiler, düşünceler vs. Bunlara uyum sağlamam kolay ve çabuk oldu olmasına ama bununla doğru orantılı olarak bende bıraktığı şaşırtıcı etki de o kadar fazla oldu. Çok değil daha 2 sene oldu ama ben bu süre içerisinde o kadar çok değişik insan, değişik düşünceler, ilginç -yoksa acayip mi demeliyim- tavırlarla karşılaştım ki, onları anlamaya çalışmaktan kendimi anlamaya ve kendim üzerinde düşünmeye fırsatım kalmadı. Ne istiyorum, nasıl insanlarla birlikte olmak istiyorum, nasıl bir çevre istiyorum, nasıl bir iş & nasıl bir ortam istiyorum, nerede & kimlerle daha çok mutluyum sorularından çok değip değmeyeceğini bilmediğim insanlar hakkında o ne istiyor, o nasıl mutlu olur, acaba neden bunu yapıyor, neden böyle düşünüyor soruları üzerine düşündüm. “Dünyayı değiştiremeyeceğimi anlayınca kendimi değiştirmeye karar verdim” sözü altında her ne kadar ezilmek istemiyorsam da dünyayı değiştirmeye de çalışmadım. Sadece dünyada benimle aynı doğrultuda düşünüş ve yaşayış tarzı olan insanlarla birlikte olmaya çalıştım. Çoğu zaman başarılı oldum ve zor durumda olsam arayacak onlarca arkadaşımın olmasını buna borçluyum. Başarılı olduğum zamanlarda yukarıdaki şarkı sözlerinin aksine çabalarımın her şeye değdiğini düşündüm. Ama son 2 seneden beri başta tek tük olsa da son aylarda kendini göstermeye başlıyor bu başarımdaki düşüş.

Artık çabalarımın aslında bir şeye değmediğine inandığım zamanki duyduğum öfkeden bıktım. Bu öfke neye? Bütün bunlara izin veren kendime mi, bilinçsizce kaybettiğim zamana mı, her şeyin kendi etraflarında döndüğünü zanneden ve her söylediğimi üstüne alınan insanlara mı, yoksa öfkenin kendisine mi..? Fazla söze gerek yok (bu kadar yazdıktan sonra denecek laf değil ama :^) ) deyip Linkin Park’ın sözleriyle bitiriyorum yazımı: “I become so numb…”