Hangi Dizileri Seyretmeli?

Türk dizilerinin son yıllarda saçmalamaya başlaması üzerine yabancı dizilere yöneldim. Bu da bende garip korkuların oluşmasına sebep oldu. Özellikle her hafta yeni bölümleri çıkan dizileri zamanında seyredemediğim zaman etrafımdaki kişilerden spoiler yiyeceğim diye acayip tırsıyorum. Henüz dizi adını söylediklerinde bile onları susturuyor, susturamadığım zamanlarda ise ortamı terk ediyorum. Aklımı bu derece başımdan alan dizileri sizlerle de paylaşmak, eğer onlarla tanışmadıysanız sizi tanıştırmak istedim…

Şu anda seyrettiğim 4 dizi var:

Fargo: Bu dizi daha ilk bölümünde kafama bir balyoz gibi düştü. O kadar sıradışı, o kadar tüyleri ürperten bir havası vardı ki hiç zaman kaybetmeden bağımlısı oldum :) Her bölümünde gerim gerim gerilmeye devam ediyorum ve bundan hiç de pişman değilim. Dizideki şiddeti ve kan donduran sahneleri görünce bu hikayenin gerçekten yaşanmış olup olmadığını merak ettim. Birkaç araştırmadan sonra öğrendim ki her bölümün başında yazan “Bu gerçek bir hikayedir. Burada anlatılan olaylar 2006 Minnesota’da yaşanmıştır. Hayatta kalanların isteği üzerine karakterlerin isimleri değiştirilmiştir. Ölülere olan saygımızdan dolayı hikayenin geri kalanı olduğu gibi anlatılmıştır.” yazısı tamamen uydurma. Neden böyle bir şey yapma gereği duymuşlar, bununla neyi amaçlamışlar hiç anlamadım. Fark etmez, süper dizi.

The Walking Dead: Nedir bu dizinin karakterlerinin çektiği, bitsin artık bu çile diye düşünmüşümdür hep. Ama bir türlü bitmemiştir, biteceğe de benzememektedir. Zombi temasının neden bu kadar popüler olduğu ayrı bir yazımın konusu olsun. Şimdilik söyleyebilirim ki, adrenalin arıyorsanız ve sağlam bir mideniz varsa tam size göre.

Homeland: Geçen sezon ümidimi kesmiştim bu diziden. Özellikle ilk bölümleri o kadar zorlama geliyordu ki bana, neredeyse bırakacaktım. Ama o kadar güzel hatıralarımız vardı ki kendisiyle, eski günlerin hatrına ona şans vermeye karar verdim. 5. sezonu seyrettiğimde bu kararımla gurur duydum. Casusluk ve gerilim seviyorsanız kaçırmayın.

How to Get Away With Murder: Elinden uçanla kaçanın bile kurtulamadığı bir ceza avukatı olan Annalise Keating ve bir grup hukuk öğrencisi kendilerini aniden bir cinayetin içinde buluyor. Dizide her şey o kadar çabuk ilerliyor ki bir kedinin lazer ışığını takip etmesi gibi takip ediyorsunuz olayları. Aptala dönüyorsunuz adeta. Anlayacağınız, kafa dağıtmalık değil kafa yormalık bir dizi. Doğru zamanda seyrederseniz çok keyif alırsınız. 

Yeni sezonunun başlamasını dört gözle beklediğim diziler ise şöyle:

Banshee: Açıkça söyleyeceğim, bu dizideki dövüş/çatışma/aksiyon sahnelerini izledikten sonra dev prodüksiyonlara sahip filmleri bile vasat bulmaya başladım. Tek kelimeyle nefes kesici! Ve +18. Anneniz, babanız ya da çocuğunuzla seyretmek istemeyebilirsiniz, demedi demeyin.

House of Cards: Kevin Spacey yaşayan bir efsane bence. Onun içinde olduğu her şey bana efsane geldiği için bu dizi hakkında objektif olamayacağım. Bir Netflix dizisi olduğu için en sevdiğim yanı, tüm bölümlerin aynı anda çıkması. Yani yeni bölüm için gelecek haftayı beklemek zorunda kalmıyorsunuz. Ama bir solukta hepsini bitirdikten sonra da gelecek seneyi beklerken baya sövüyorsunuz. 2016 Şubat’ta kavuşuyoruz kendisiyle.

Better Call Saul: Breaking Bad sayesinde tanıştığımız ceza avukatı Saul Goodman’ın geçmişini anlatan bir dizi. Nasıl oluyor da bu Saul kendisini çıkmazlara sokmayı her seferinde beceriyor hiç anlamıyorum. Diziyi çekici kılan şey ise avukatımızın başına gelen olaylar değil, bu olaylarla başa çıkma şekli. Zaten işin içinde Breaking Bad’in yapımcısı, senaristi ve yönetmeni olan Vince Gilligan varsa gözünüz kapalı seyredebilirsiniz.

Fear the Walking Dead: The Walking Dead’imsi… The Walking Dead aksine burada zombileşme yeni yeni başlıyor. İlk bölümlerde normal hayatın sürdüğünü gözlemliyoruz. Bu açıdan medeniyetten ilkelliğe geçişte yaşanan olayları daha net görüyoruz. Henüz 6 bölüm yayınlandığı ve The Walking Dead’in başlamasıyla ilk sezonu bittiği için birbirimizi tam tanıyamadık kendisiyle. Yeni sezonunu sabırsızlıkla bekliyoruz.

Mr. Robot: Genç, asi ve asosyal bir hacker olan Elliot’ın gizemli bir adamla karşılaşınca hayatı değişiyor. Özellikle toplumsal konularla verdiği mesajlar yüzüme bir tokat gibi çarptı. Aşağıdaki videoyu seyredince ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Bu videodan sonra söylenecek söz kalmayacağı için yazımı burada noktalıyorum.

Toplumda seni bu kadar hayal kırıklığına uğratan ne?

Posted by Mr. Robot Türkiye on Monday, June 1, 2015

Fallout 4 İzlenimlerim

Birçok kişi için kar, kış, sararmış yapraklar, sıcak çikolata, portakal vs vs anlamına gelen sonbaharın benim için bambaşka bir anlamı var: VİDEO OYUNLARI!!

Çoğu efsanevi oyunun çıkış tarihi sonbahara denk geliyor. Bu durum beni oldukça sevindirse de zaman zaman sıkıntıya sokabiliyor. Örneğin; şu anda Fallout 4‘e başladım fakat beni bekleyen iki bomba oyun daha var: The Rise of the Tomb Raider ve Assassin’s Creed Syndicate. Üstelik Fallout 4 çıkmadan önce oynadığım Borderlands: The Pre Sequel oyununu Fallout’un çıkmasıyla terk etmiş olmanın verdiği hüzün içerisindeyim. Tüm bunlar yetmezmiş ve çıkar çıkmaz oynayabilecekmişim gibi Deus Ex: Mankind Divided‘ı dört gözle bekliyordum. 6 ay ertelenmiş olması beni biraz sarssa da içten içe sevindirdi de aynı zamanda.

Şimdi gelelim Fallout 4 ile ilgili ilk izlenimlerime. İzlenimlerime başlamadan önce henüz level 12 olduğumu belirtmek isterim. Bu açıdan bakarsak “ilk” izlenimlerimi anlatmak için çok doğru bir zaman. Önceliği beni kalbimden vuran jestlerine vereceğim. Görevlerden birinde elimize geçen beyzbol topunda Atatürk imzasının yer aldığını görüyoruz. Oyun çıkış tarihi Atatürk’ün ölüm yıl dönümüne denk geldiği için bu şekilde bir atıfta bulunmuşlar.

Fallout 3 ve Fallout:New Vegas‘ta görüp beğendiğimiz, hatta hayran olduğumuz birçok özelliği bu oyunda da görüyoruz:

  1. Bethesda, özellikle benim gibi görevlere kendi kararıyla şekil vermeyi sevenleri bu oyunda da hayal kırıklığına uğratmıyor. Karizma puanına bağlı olarak diyaloglarda sarı ve kırmızı cümleleri seçip görevi istediğimiz gibi şekillendirebiliyoruz.
  2. Wasteland’i ister tek başımıza ister bir yol arkadaşı ile birlikte gezebiliyoruz. Bu yol arkadaşı aynı zamanda görevlerinizde de bize yardımcı oluyor. Şahsen yalnız gezmeyi seven biriyim fakat zorlu düşmanlar olduğunda bir arkadaş inanılmaz yardımcı olabiliyor. Dikkat ettiğim önemli bir konu var yine de: düşmanların sağlıklarının yarısından fazlasını yol arkadaşım değil ben almalıyım. Çünkü diğer türlü o düşmandan XP kazanamıyorsunuz. Yol arkadaşıyla gezmenin eğlenceli bir yanı da yok değil. Olaylar ve mekanlarla ilgili esprili yorumlar yapıp beni güldürüyorlar :)
  3. V.A.T.S. sayesinde dövüşler çok daha efektif. Ağır çekimde gösterilen critical hit sahneleri karşısında mest olmaya devam ediyorum :)

Bunun yanında bazı değişiklikler/eklemeler oyunu çok daha ilgi çekici yapmış:

  1. Workbench‘ler sayesinde zırhınızda ve silahlarınızda modifikasyonlar yapabiliyor, onları çok daha kullanışlı ve sağlam bir hale getirebiliyorsunuz. Bu işlemler için de sağdan soldan topladığınız çer çöpü kullanıyorsunuz. Yani eski oyunlardaki gibi “bu benim işime yaramaz, amaaan yangın söndürücüsünü, giysi askısını ne yapayım” diyemiyorum, ne bulursam toplayıp depoluyorum. Silahlarda yaptığım geliştirmelerle harikalar yarattığım oldu. Oyuna bu özelliği katmak için Bethesda, Destiny ekibinde tasarımcı olarak çalışan Josh Hemrick‘i Bungie’nin elinden kapmış ve kesinlikle buna değmiş :)
  2. Workbench’lerin yanında doğadan topladığınız bitkileri kullanarak radyasyonsuz yiyecek/içecek hazırlayabileceğiniz nur topu bir pişirme terminalimiz oldu. Çeşitli durumlarda hayatımızı kurtaran karışımları hazırlayabildiğimiz kimya terminalini de unutmamak gerek (buffout, stimpack, radaway vb). En güzeli de tüm bu aktivitelerden XP kazanıyor olmamız :)
  3. Fallout 3 ve Fallout:New Vegas’ta olduğu gibi bu oyunda da en fazla zaman geçirdiğim ekranlardan biri yetenek ağacı. Ama önceki oyunlardan farklı olarak oyunun herhangi bir aşamasında seviye atladıktan sonra güç, algı, şans, karizma gibi yeteneklerinize puan verip artırabiliyorsunuz. Bunu daha önceden bilseydim oyuna başlamadan önce fazla zaman harcamazdım!
  4. Beni en sevindiren değişikliklerden biri ise karma sisteminin kaldırılmış olması! Verdiğimiz kararlar ya da hareketlerimiz bizi kötü ya da iyi yapmıyor. Artık çok nadir bulunan bir şeyi çaldığımda ya da bana ait olmayan bir bilgisayara girdiğimde “döner dolaşır seni bulur” baskısı altında olmayacağım. :)
  5. Kendinize ait bir kasaba yaratabiliyorsunuz. Bu olay beni E3 sunumunu izlediğimde çok heyecanlandırmıştı.

Todd Howard’ın E3’teki sunumunu izleyenler bilir, Fallout 4’ün çok şey vaat ettiğini bu sırada net bir şekilde gördük. Kendi adıma oyunun tüm bu vaatleri karşıladığını söyleyebilirim. Çoğu kişi grafikler ve bug‘lar ile ilgili olumsuz yorumlar yazıyor. Grafikler daha iyi olabilirdi, evet. Zamane oyunlarıyla kıyaslandığında farkı görebiliyoruz. Ama senaryo o kadar alıp götürdü ki beni grafikler oldukça arka planda kaldı. Tek derdim oyunu yükleme süresi. Xbox One’da oynadığım halde oyunun yüklenmesini beklerken çabalarsam bir adet patik örebilirim.

Todd Howard’ın E3 sunumunu izlemeyenler için hemmen bir link:

Fallout 4 için IGN ve Gamespot eleştirileri de izlemeye değer.

Oyunla kalın…

Sinema Film Seyretmek İçindir!

Bitmek bilmeyen koşuşturmacalar, devamlı bir meşguliyet hâli, zaman kavramını yitirmek; ama yine de eğlenmek ve kısacık anlara çok şey sığdırmak.. İşte üniversitedeki son dönemimin kısaca -hatta çok kısaca- özeti.. Mezun biriyim artık. Yurt hayatım sona erdi :( Çok güzel bir 4 sene geçirdim. Bununla ilgili yazacağım çok şey var ama ben sonraya saklıyorum; çünkü ekranın karşısında tekrar duygulanıp sular sellerle uğraşmak zorunda kalmak istemiyorum.

Benim için yaz tatiline girmek her ne kadar gezmek, tozmak, eğlenmek anlamına gelse de öldürücü sıcaklarda evde oturup film seyretmek ve kitap okumak da ayrı bir zevk. Bilenler bilir, film hastasıyımdır. Hele yazın, özellikle geceleri korku, gerilim filmleri seyretmeye bayılırım. Onların rüyama girip beni maceradan maceraya sürüklemesine ayrıca bayılırım –evet, mazoşistim-. Ali’yle geçen haftalardaki bir buluşmamızda sinemaya gitme kararı aldık ve Sandra Bullock‘un “Proposal (Teklif)” filminden çıktıktan sonra ne kadar doğru karar veriyoruz diye kendimizi sevdik. İnsanın kendi kendini sevmesi kadar enteresan bir durum yok; ama değineceğim konu başka şu anda.. Tipik Sandra Bullock filmlerinden çıkıldığı zaman insanın yüzüne yayılan şapşal bir gülümsemeyle mutlu bir şekilde sinemanın çıkışına doğru ilerlerken ilginç bir bilet alma olayına şahit olduk! Şimdi bir çiftimizin o müthiş(!) bilet alma sahnesi geliyor ekranlara:

Erkek (yanında kız arkadaşı sağa sola bakarken): Bu “Teklif” filmi büyük salonda mı oynuyor?
Gişe Memuru: Evet.
Erkek: Bize en arkadan iki tane.

Hııı?!? kal: :hıı: Ali’yle birbirimize bakıp yolumuza devam etmemizi görecektiniz :Ç Bir niyet bu kadar mı belli edilir? İkimiz de adamın “mümkünse en arkaya başka bilet satmayın, sadece biz olalım” demesini bekledik ama neyse ki onu demedi. Aklıma direk “Contemporary Cinema” dersimize gelen hocamız Süha Çalkıvik’in cümleleri geldi:

“Arkadaşlar, sinemada sevişmeyin. Lütfen!! Rica ediyorum, sinemada sevişmeyin. Sinemaya film seyretmek için gidin. Baktınız ki gerçekten zor durumdasınız, çaresizsiniz ve gidecek bir yeriniz yok gelin benden anahtar isteyin valla evimin anahtarını veririm. Ama sinemalarda böyle şeyler yapmayın!”

:Ç Hocamı bir kere daha saygıyla anıyorum.. Ve ölesiye katılıyorum..

Yurdum İnsanının Google’da Aradıkları Vol.2

Çoktandır yapmayı düşündüğüm bir şeyi yaptım ve insanların Google’a hangi kelimeleri aradıktan sonra çıkan sonuçların yönlendirmesiyle www.tuuce.com’a girdiklerini araştırdım. “İyi ki dünyaya Google olarak gelmemişim” dedirtti karşılaştığım manzara bana.. Sonuçları buraya yazmadan da duramayacağım; çünkü “Yurdum İnsanının Google’da Aradıkları” yazısını çoğu insan çok beğenmişti.. Beğenilmeyecek gibi de değildi hani, insan şaşırıyor yurdum insanının dur durak bilmeyen hayal gücüne.. Buyrun efenim..

çocuk doktoru ne iş yapar [Cevabı içinde saklı olan soru diye ben buna derim!]
aşure ayı ne zaman bitecek?
[Bıktım artık! Bitsin şu aşure ayı!]
aşure ayına girdik mi?
[Çok babacan bir Google’ımız vardı; “evet yavrum, girdik.. Aşure yapmaya başlayabilirsin” diye cevap verir.]
kadınlar karizma erkeği seviyor
[Gayet açık ve net bir tezin var. Neyini araştırıyorsun bunun anlamadım :^) ]
tuzlu aşüre
[Hangi mantık, neden bunu aratır? Bu insan gerçekten de tuzlu aşure yapacak mıdır? Daha ismini yazamazken nasıl kendisini yapacaktır? Bunların cevabını istiyorum!]
“bir baksana, neresi kötü hayatın?”
[Google ya, bi bakıver şurdan neresi kötüymüş. Hadi yavrum!]
2 sene önce öss sınavları
[Ben bu mantığı anlamadım, anlayamayacağım! Yahu Google arama motoru, medyum değil; nereden bilsin bizim hangi yılda olduğumuzu?!?!]
5 bilgisayarla internet kave açılırmı fikir
[Allah sana akıl fikir versin!]
adam dediğin karısına böyle sahip çıkar
[Bence de! Kesinlikle! Yoksa katılmayan mı var? :oklava: ]
allah zihin açıklığı versin
[Google bu dualar sayesinde ayakta duruyor siz ne diyosunuz peehhh!!]
badem gibi kızlar
[Tövbeee]
bana değil de kızımıza bi eline sağlık deyin
[İçine oturmuş yazık. Google bazen dertleşme amacıyla da kullanılabiliyor demek kal: ]
beşi bir aradanın faydaları
[???!!!]
bir erkeğin seni seviyorum demesi ne nasıl anlarız
[Kafası o kadar karışmış ki soruyu bile soramıyor. Bu sorunun cevabını ararsa daha çok karışacak :) ]
bir çocuk günde kaç soru çözmesi gerek
[Böyle cahilce aramalara inanamıyorum resmen! Bu çocuk hangi sınava girecek, hedefi nedir, dersane hocaları ne güne durmaktadır, çocuğun sınava girmesine ne kadar zamanı kalmıştır, çocuğun kapasitesi ve genel durumu nedir???!!! Bu verilerin hepsini Google’a sunsa sağlıklı bir cevap alması belkiii olası…]
bir grup kurucam nası bi grup olsun
[Yavrucummm?!?!]
bir kağıt bir kalem
[İstemez başka bir şey]
biricik jones’un günlüğü
[İşte buna bittim! :Ç ]
dolgun hatun resimleri
[Rejim yapan kızlara kötü haber :Ç ]
e okulumdan notlarıma bakmak istiyorum
[e okulun sayfasına gir o zaman abe!]
ee ne yazıcam google a
[Yazacak bir şey bulman çok güzel! Bravo! Başardın!]
erkek arkadaşımdan ayrılmak istiyorum
[Google, n’olur bizi ayır! O var ya tam bir öküz!!!]
erkekler etli sarışın hatun ister mi
[Google’ın yerinde olmak istemezdim..]
ferhat göçer in saçının telinin şarkısı
[Vaahh vahhh adamın emeklerine yazık şarkısı ne halde bi bilse..]
it çamaşırı
[Ağız yapıları ç’leri söylemeye elverişli olmayan insanlar var, evet. Ama internette de mi?!?!]
köstebeğin faydaları
[ :hıı: p-pp-ppeki..]
love tugce
[Ahh canımm, ben de seni :M :Äž ]
me love my love gibi bişey arapça şarkı
[Hayatımda hiçbir şarkıyı böyle aramadım, ama deneyeceğim kafayı taktım! Eğer işe yarıyorsa bu tür arama yapmadığım yıllarıma yanacağım!]
msn’de mesela slm yazıyor gülen surat çıkıyo ben de öyle istiyorum
[Google’ı annesi filan mı zannetti anlamadım ki.. Nasıl da tarif ediyor ne istediğini. Bir de “çıkıyor” değil, “çıkıyo”! Neyse ki “istiorm” yazmamış, beterin beteri vardır buna şükür..]
psikopat mısın? evet
[Eeee, Google’a ne kaldı?!]
sarayı devriminden sonra avrupadan nüfus
[Sanayi Devrimi’ni yazamadığına ayrı yan, Avrupa’da yazamadığına ayrı..]
saçımı bugün nasıl yapsam?
[Artık yaşam biçimimi değiştiriyorum. Google’a sabah kalktığımda “bugün kahvaltıda ne yesem?”, bir yere giderken “ne giysem?”, oje sürerken “hangi renk oje sürsem?”, final dönemindeyken “önce hangi sınava çalışsam?”, kalorifer yanmadığı zaman “üşüyor muyum?” diye soracağım..]
sütten ağzı yanan yazılar [Google’a acıdım şu anda..]
çorap eşya mı [Ve Google istifa eder..]

Google’ı, Serdar Ortaç’ın “Hayaaatt beni neden yoruyosuunn” şarkısını söylerken gören sadece ben miyim?!

Kahve ve Kadın…

 

Malum, okulun ilk haftası diye keyifli bir kaytarma söz konusu bende. Şile’den dün döndüm ve hemencik Gözde’mle buluştum tabi ki :) Amacımız, uzuuun zamandan beri yapamadığımız konuşmalarımızı yapmak ve tabi ki bol bol gülüp eğlenmek. Tabi hâl böyle olunca ortaya garip sonuçlar da çıkıyor..

Enfes kahvelerimizi aldıktan sonra geniş koltuklara oturduk ve sohbetimize başladık. Ben bıdı bıdı bir şeyler anlatıyordum ama fark ettim ki Gözde elindeki kahve kutusuyla cebelleşiyor.
T: Napıyorsun Gözde?
G: Ya bu şekersiz, şeker atmaya çalışıyorum ama kapağını açamıyorum.
Bendeniz o anda bir teori patlattım. Kahveyi Gözde’nin elinden alarak..
T: Bak Gözde, kahve kadınlara benzer. Ona narin davranacaksın. Haşır huşur açmaya çalışırsan olmaz, nazik bir şekilde açmaya çalışacaksın
–ve kahve “tık” diye açıldı.. Ve kapağı hemen açmamın verdiği gururla..
T: Ah ben erkek olacaktııımm, nasıl anlardım kadın ruhundan..
G: Kahve uykusuz bırakması bakımından da kadınlara benzer.
T: İkisi de sinir yatıştırır ama fazlası mideyi rahatsız eder. Hele her çeşit kahveyi tatmayı denersen mide fesadı geçirir Tahtalıköy’de alırsın soluğu –aslında soluk alabileceğinden şüpheliyim-
G: İkisi de uyarıcıdır. kal:

–ve derin bir sessizlik.. cesaret edip yan koltuğumuzda oturan şahsiyete baktığımda şapşal sırıtmasını gördüğüm zaman kendi arkadaşlarından çok bizi dinlediğini fark ettim acı bir şekilde.. Tabi bize de geldi bir gülme.. Düşünsek daha çoook ortak özelliklerini bulurduk ama sonuncusundan sonra düşünmek istemedik! Sonra sağolsun Gözde kalemini çıkarıp bu tarihi konuşmayı bir kağıda yazdı.. Kalemin de maşallahı vardı hani.. Boyu benim boyumdan uzundu neredeyse ^o)

Dilerdim ki Gözde, yazma işlemini tamamladıktan sonra kalemini çantasına geri koysun. Ama maalesef o kalemi elinde sallaya sallaya hararetli bir şekilde bir şeyler anlatmaya devam etti. Cümlesindeki her vurguda kalemi iyice sallıyor, benim o kalemin Gözde’nin elinden fırlayıp gözüme saplanma ihtimalini hesaplamaya olan eğilimim gitgide artıyordu. Benim bildiğim ve tanıdığım Gözde, sakarlık alanındaki kariyerini var gücüyle devam ettirirdi. Nitekim öyle de oldu. Canım arkadaşım beni hiç hayal kırıklığına uğratmaz ki.. Neyse ki kalem gözümün yerine cama fırladı ve oradaki hemen herkesin kötü bakışlarına maruz kaldık. Ama tedarikliydik biz daha ne rezaletler atlatmıştık ki onları burada anlatmaya hiç gerek yok. Ama anlatmayı gerekli gördüğüm bir olay var..

Biz sohbete devam ederken biten kahvelerimizi almak ve masamızı silmek için bir çocuk geldi. Elindeki birikmiş tepsileri hemen geri almak üzere yan masamızda tek başına oturan bir bayanın karşısındaki sandalyeye koydu ve bizim masamızı silmeye başladı. Sonra hepimiz o sesle irkildik:
“Pardon, bunları buraya koymak için benden izin aldınız mıııığğğhhghh?”
Biz hepimiz kal: şeklindeyiz tabi.. Çocuk ne diyeceğini şaşırdı ve sadece
“Hemen alacağım şurayı silerken oraya koydum sadece” diyebildi.. Kız utanmadan:
“Ama pat diye oraya koymanız hiç hoş diil yaneeee” dedi. Bizim “artık yeter, buranın havası kaçtı” deyip çıktığımız an o andır.. Bu insanlar şaka değil, gerçek..