Maskeli İnsanlar

Bazı insanlar vardır, sana iyi görünürler. Yüzüne güler, sen de iyi bir insan olduğunu, en azından bu mesafeden sana bir zararı olmayacağını, seni tanımadığı için de senin hakkında kötü şeyler düşünemeyeceğini zannedersin. Hatta bu kadar şeyi zannetmezsin bile, çünkü düşünmezsin. Sadece sana güldüğünde gülersin, sana selam verdiğinde karşılık verirsin o kadar. Ama aslında senin hakkında sandığın kadar da boş olmadığını, ileri geri laflar ettiğini bir şekilde duyarsın/görürsün/öğrenirsin. İşte o zaman başlarsın kafanın içinde düşünmeye, sorgulamaya. Gülersin alaycı bir şekilde. “Ne insanlar var” diye. Seni daha tanımıyor, oturup konuşmuşluğunuz yok, ama arkandan neler söyleyebilecek potansiyele sahip. Potansiyeli kinetiğe çevirmiyor da değil hani. Onlar ne kadar zavallıdırlar ki, arkandan söylediklerini karşına geçip söyleyemezler. Seni görünce gülmeseler, selam vermeseler ve soğuk davransalar, yüzüne gülüp arkandan konuşmaktan daha gururlu bir şey yapmış olurlar. Ama hayatın her evresinde çıkar böyleleri. Belki kendinin değerini anlaman için, belki gereksiz insanları tanımanın bazen bir şekilde gerekli olduğunu anlaman için.. Ama onlar hiç farkında değillerdir. Kandırdığı sandığı insanların aslında o kadar aptal olmadıklarını. Tek aptalın kendileri olduğunu..

Dengelemek

Hani bazı insanlar olur ya her zaman kendi dertlerinden bahsederler. Karşısındaki ne söylerse söylesin umursamadan yine kişisel sorunlarını anlatırlar. “Kusura bakma bugün gelemedim midemi üşütmüşüm bütün gün evden çıkamadım hiçbir şey yiyemiyorum” gibi bir cümleden sonra “ay evet benim de bacaklarım ağrıyo, zaten kaç günden beri benim de midemde bir sorun var hiç uyuyamıyorum vallahi” diye cevap vermek yerine “aa öyle mi geçmiş olsun” deyip halini hatrını soran insanlar ya çok azaldı, ya da bana öyle geliyor. Bu diyalog benimle alakalı değil, sadece ne demek istediğimi anlatmak için kullandım. Acaba neden bazı insanlar kendi sorununun bütün dünyanın duymasını ve herkesin onun için seferber olmasını ister? Gördüğü herkese o sorunundan bahsedip ondan başka hiçbir şey konuşmaz?

Anneanneme ziyarete gelen bir komşusu her gelişinde sırtının ne kadar ağrıdığından bahseder mesela. Ama durup dururken “ayy off aman Hatice Hanım seninki de bir şey mi ben sırtımın ağrısından duramıyorum” demek hem karşındakinin sorununu küçümsemek hem de kendinin daha büyük sorunu olduğunu öne sürmek.. Mesela birisi hastalanır ve onu ararlar. Hastalanan kişi neyi olduğunu söyleyip durumundan bahsederken karşısındaki öyle manevralar yapıp lafı kendine çevirir kendi hastalıklarından bahseder ki, aranan kişi diğerine “geçmiş olsun vah vah” derken bulur kendini :) Adeta sorun büyüklüğü yarışı :Äž Kimin sorunu daha büyük bakalım diye bir yarışma çıksa eminim patlama olur..

İnsanların doğasında var heralde. Zaman zaman ben de halimden şikayet ediyorum tabii ki. Ama doğru insanlara, onların sorunlarını küçümsemeden ve kararında. Dengelemek lazım tabi..

Küstüm Oynamıyorum

küstüm.JPG

Bu resmi ilk defa geçen sene Ayça’nın bilgisayarında görmüştüm. Ve “işte hayatımın resmi olabilecek potansiyele sahip bir resim” dedim içimden. Öyle çok şey anlatıyor ki..

Küçük bir çocuğun “ben küstüm oynamıyorum”, “annem bana oyuncak almadı”, “canım sıkıldı” deyip boynunu büküşünden daha öte. Bir gencin hayatın anlamını ararken düştüğü çaresizlik ve karamsarlık; bir annenin kırılmış kalbinin yüreğindeki yansıması; bir yaşlının artık eski fonksiyonlarını yerine getirememesinden kaynaklanan acılı tebessümlü bir ruh hali..

Çevremizde onlarca insan olmasına rağmen hissettiğimiz yalnızlığın; çok güvendiklerimizin bizi hayal kırıklığına uğrattığı zamanlardaki ruhsal çöküntünün; hayatımızda çok önemli bir yer kaplayan birinin aniden hayatımızdan çıkmasıyla oluşan kocaman bir boşluğun; büyüdükçe her şeyin karmaşıklaştığı, zorlaştığı düşüncesi ve küçüklüğümüze duyduğumuz özlemin ve daha nicelerinin bir resmi..

Burada küçük bir çocuk görüyor olabiliriz ama gerçekten “gördüğümüzde” etrafımızdaki herkesin içinde böyle bir çocuk olduğunu fark ederiz. Ne kadar büyük olsak da zamanı geliyor en ufak şeylere kırılıyoruz, umutlanılmaması gereken olaylardan fazlasıyla umutlanıp hüsrana uğruyoruz, en ufak şeylerden rahatsızlık duyup yalnız kalmak istiyoruz. Bazen de geçmişe özlem duyuyoruz. O günlerdeki insanlara, olaylara.. İster istemez karşılaştırma yapıyoruz. O zaman daha mı mutluydum? Daha mı umutluydum? Daha mı iyimserdim?

 

Bu Şarkılar da Olmasa..

     Şimdi nedir benim zorum da gecenin bi yarısı yazıyorum değil mi? Hepsi Whitney Houston’ın yüzünden!

     Geçenlerde annemin isteği üzerine Whitney Houston’ın şarkılarını bilgisayara yükledim. Ve bugün de ben nasibimi aldım bu şarkılardan. Demin dinledim ve beni taa nerelere götürdü anlatamam. Anlatamam dediğime bakmayın, madem anlatmayacağım neden yazıyorum ki :Ç (Gece yarısı saçmalamalarım beni iyi tanıyanlar bu saatte nasıl saçmaladığımı ve insanları da kendime uydurduğumu bilirler)

     Whitney Houston’ın sesini her zaman çok rahatlatıcı, alıp götürücü bulmuşumdur. “The Greatest Hits” kasetiyle tanışmam orta 2’nin sonlarına denk gelir. Şimdi en beğendiğim şarkılarını yazasım geldi ama hepsini yazmak olmaz dedim. Biraz önce bu şarkıları dinleyince o senelere geri döndüm ve eski günleri hatırladım. Her şarkının insanda farklı bir anıyı canlandırması, onu geçmişteki olaylara ve kişilere götürmesi ne kadar ilginç. Mesela Whitney Houston’ın bu şarkılarını dinlerken orta 2 bitimindeki yaz Antalya’ya gittiğimiz zamanki günleri ve düşündüğüm kişiyi, LeAnn Rimes’tan Can’t Fight the Moonlight dinlerken orta son sınıfının karışık olaylarını ve entrikalarını, Mor ve Ötesi-Bir Derdim Var dinlerken lise sondaki dertli günlerimi, Linkin Park şarkılarını dinlerken ÖSS zamanında çözdüğüm Geometri sorularını (buradan da tahmin edersiniz ki Geometri çözerken Linkin Park dinlerdim), Sezen Aksu-Geri Dön’ü dinlerken zamanında geri dönmesini istediğim kişiyi (hepimizin vardır böyle geri dönmesini istediğimiz kişi, saklamayın :Ç ), Yalın dinlerken lise son yılının unutulmaz anılarını, Usher-Yeah dinlerken lise sonda yaptığım ev-okul/okul-dersane/dersane-ev üçgeninden oluşan otobüs yolculuklarımı (kusura bakmayın ama bu işkenceyi eğlenceli hâle getiren tek çözüm buydu!), Pink dinlerken lise 2 yazındaki kilo verme amaçlı yürüyüşlerimi, Jennifer Knapp-A Little More dinlerken üniversite 1 yılını, Dido-Life For Rent dinlerken son günlerimin inanılmaz olaylarını, Eric Clapton-Lady in Red dinlerken hayatımın romantik ( (A) ) anlarını, Kylie Minogue-Red Blooded Woman dinlerken hayatımın eğlenceli (<:o) )anlarını, 3 Doors Down-Here Without You dinlerken hayatımın hüzünlü ( :ühüh: ) anlarını ve daha nice şarkıda nicelerini hatırlıyorum. Hepsini sayarsam biliyorum ne hâle geleceğinizi: Şimdiden bile ağzınız yarı açıldı, üff hadi bitirse anladık birşeyler hatırladığını diyorsunuz, karnınızın acıktığını fark ettiniz ve şu yazıyı okumamak için bahaneler üretmeye başladınız. En azından ben böyle yapardım :Äž Onun için burada kesiyorum.

     Biliyorum, daha unuttuğum ve bana hayatımdaki -geçmişten veya şimdiden- birtakım kişileri ve olayları hatırlatacak bir sürü şarkı(cı) var. Ve neden bu saatte böyle duygusallaştım bilmiyorum. Eski günlere dönmek istedim Whitney Houston’ı dinleyince. Ama sonra o günlerden sonra hayatıma giren insanları düşündüm ve vazgeçtim. Hayatın her anında mutlaka ileride özlenecek bir şeyler oluyor. Şu anda hayatımda memnun olmadığım şeyler olsa bile ileride özleyeceğim ve değerini bilmediğim takdirde “keşke değerini bilseydim” diyeceğim bir sürü şey de var. Canımız istediğinde istediğimiz zamanda, istediğimiz kişilerle olma şansımız olsa.. Ama böyle düşününce de gerçekçi olasım geliyor ve aslında böyle bir şey de istemediğimi fark ediyorum. Hayat neyse onu yaşayacağım işte bu kadar basit! Ve kimbilir ileriki yıllarda şu andan sonraki anılarımı, hayatımdaki kişileri hatırlatacak ne şarkılar, ne şarkıcılar olacak. Kimbilir daha ne hatırlanası, özlenesi anılarım olacak. Bu konuyu daha derinleştirirdim de hem uykumun baskısı, hem uyku dolayısıyla saçmalama olasılığı katsayımın fazlalığı, hem ruhumun ve bedenimin yorgunluğu, bir de bütün bunların karnımın acıkmasıyla birleşmesi bir araya gelince yazımın bitmesi gibi bir sonuç ortaya çıkıyor. Bakın ne zorluklarla yazmışım bu yazıyı da ben bile farkında değilmişim :Äž Ahh Whitney ahh sen nelere kadirsin!

Ben Bilmem..

Odamda bir yandan müziğimi dinler, bir yandan tarih notlarını temize geçirirken çıkan bir şarkıyla düşüncelere daldım.. Yalın’dan “Ben Bilmem” şarkısı. Bu şarkı beni lise son yıllarına götürüyor. O yıllarda çıkan bir şarkıydı ve arkadaşlarımla bu şarkıyı çok sever, dinlerdik. Lise sondaki hâlimle şimdiki hâlimi karşılaştırdım. “Hâlim”den kastım; tanıdığım insanlar, bulunduğum mekânlar, uğraştığım şeyler, kafamdaki düşünceler vs. Ve fark ettim ki 2 sene çok da büyük bir zaman dilimi gibi görünmese bile insan hayatında çok büyük değişikliklere yol açma potansiyeline sahip bir zaman dilimi. Belki de liseyi bitirip üniversiteye geçiş aşamasının bu zaman içinde yer alması da buna sebep olabilir. Bu şarkıyla beraber 2 sene önce görüştüğüm fakat şimdi hayatımda olmayan kişileri ve hayatıma yeni giren kişileri düşündüm. Haftaiçi kaldığım yurdumda hayatımın 2 sene önceki hayatımdan ne kadar değişik olduğunu fark ettim. Ve aklıma birden ilginç bir fikir geldi..

..Bundan 2 sene öncesine dönelim: Lise sona gidiyorum. Haftaiçi 9’dan 3’e kadar okulda, okuldan sonra dersanede, dersaneden sonra evdeyim. Haftasonları da yarım gün dersaneye gidiyorum. Çevremdekiler belli: Okuldaki & dersanedeki arkadaşlarım, okuldaki & dersanedeki öğretmenlerim ve tabii ki ailem. O zamanlardayken kendimi birden bu senede bulsam ne olurdu acaba? Mesela;

1. Birdenbire kampüsün ortasındayım, telefonum çalıyor ve birisi “Tuğçe nerede kaldın? Biz yemekhanedeyiz seni bekliyoruz” diyor. Çalan telefon da benim değil sanki; çünkü benim telefonumun kamerası yoktu ve böyle güzel değildi. Sonra üstümdeki mont da benim değil. Bunları bırak, bulunduğum yeri bilmiyorum bile. Çevreme bakıyorum, yeşillikler, ağaçlar, ders binaları.. Birkaç kişi yanımdan geçip selam veriyor ben budala budala bakıyorum.. Sonra ne yapacağımı şaşırıp etraftakilere sormaya başlıyorum nerede olduğumu. Tepkilerini tahmin edersiniz herhalde :Ç

2. Birdenbire yurt odasındayım. 3 kişilik bir oda ve odanın diğer bölümlerine gittiğimde bir kişiyi yatağında uzanıp kitap okurken, diğerini de bilgisayar kullanırken görüyorum. Biri “Naber kız? Dersin kaçta?” diyor, diğeri “Msn’deki iletin ne öyle ya gülmekten öldüm valla” diyor. Ben aval aval bakıyorum tabi. Kendi bölümüme gidiyorum hemen. Evet, eşyaların bazıları benim ama geri kalanının kime ait olduğu konusunda en ufak bir fikrim bile yok. Benim böyle bir parfümüm yoktu, böyle bir gözlüğüm ve çantam da yoktu. Hele bu hırkalar, kazaklar?? :hıı: I-ıh burası bana ait olamaz. Ama bu ayna, bu bardaklar, defterler benim. Üff kafam karışıyor.. :S  

3. Yine birdenbire kendimi koskoca bir sınıfta buluyorum. Profesör olduğunu tahmin ettiğim bir kişi sınav kâğıtlarını dağıtıyor. İşte en kötü ihtimal bu galiba. Hiçbir şey hatırlamıyorum çünkü!! :Ç Bırakın hangi konudan sınav olacağımı, üniversitemin adını ve bölümümü bile hatırlamıyorum :ühüh:

4. Son olarak kendimi elimde kırmızı bir bavul, bir serviste buluyorum. Uzun bir yolculuk olduğu yoldan belli; her yer yeşillik ve medeniyete ait hiçbir şey yok! Yan veya arka koltuğumda ne ailemden biri var ne de arkadaşlarımdan. Bir dakika! Sanırım tanıdığım biri var; çünkü aynı kulaklıktan bir şarkı dinliyoruz. Ama kulaklığımı paylaştığım bu kişi kim?!?! Daha da önemlisi bu kulaklık kiminnnn?!?!

Kendimi daha fazla kaptırasım var ve çok geç olmadan kendime geleyim dedim :Ç Daha neler neler gelir aklıma ama aklımı kaybetmek istemiyorum müsaadenizle :Äž Evet, 2 sene hayatımı demek ki çok değiştirmiş ki sadece 4 maddede bile feci şoklara uğrayabileceğimi görebiliyorum. Peki kendimi bundan 2 sene sonrasında bulsam? Acaba neler değişirdi? Kimlerle görüşürdüm, nerelere giderdim, nerede olurdum? Bana geliyorlar bazen böyle, saçmalıyorum. Ama belki de saçmalamıyorumdur. Hem ben insana insan demem insan bazen saçmalamadıkça :Äž

İşte bir şarkı bir insanı ancak böyle etkileyebilir ve uçurabilir :Ç Neden bu kadar derinlere indim? Zorum neydi de bu olasılıkları düşündüm? BEN BİLMEM!