Her Şeyin Başı Sağlık

İnsan yaşamadan anlayamıyor.. Ben anladığımı sanırdım. Fakat aslında anlamamış olduğumu anlamam için ciddi bir hastalık geçirmem gerekiyormuş..

Cumartesi gününden beri -hastaneye gitmek dışında- yataktan kalkmamış biri olarak sokağa çıkmanın bile bir sağlıklı olma işareti olduğuna inanır oldum. Her şey o düğünle başladı.. Aslında sevmiyorum düğünleri. Sıkıcı ve boğucular. Ama öz abim saydığım insanın düğününe gitmemezlik edemezdim. Etmedim de.. Zaten hassas olan midemi bozan şeyin düğün pastası ve/veya yanında verilen meyve suyu olduğunu düşünüyorum. Anneanneme göre ise her zamanki gibi ince giyinmem ve üşütmem. Kazak bile giysem anneanneme göre üşütmüşümdür :) Haa, bir de “nazar“ı unutmamak lazım. Karşı komşularımız da “Vah yavrum, nazar oldu nazar boncuk takmadınız di mi kıza? Bi de kırmızı giymişti maşallah yavruummm” tezleriyle hastalığıma yeni bir boyut getirdiler. Nasıl bir hastalık geçirdim?

Düğünden geldikten sonra midemde ve bağırsaklarımda bi garipliğin olduğunu anlamak zor değildi. Bütün gece doğru dürüst uyumak bir yana, hiç uyuyamadım. Benimle birlikte ailem de tabi.. Ertesi gün hastaneye gittik. “Hastaneye gitmek” kalıbı ne kadar basit görünüyor. Ama bana göre tam bir işkenceydi ve imkânsız bir olaydı. Çünkü ayakta duramıyor, durduğum zaman da tansiyonum düştüğünden dolayı yere yığılıyordum. Zar zor hastaneye gidip bir iğne olup 2 şişe serum yedikten sonra biraz kendime geldim. Ama tekrar eve geldikten sonra anladım ki tam olarak kendim gelmemişim. Kâbus gibi bir 5 gün geçirdim. 5 gün nasıl kâbus olur? Hiçbir şey yiyemezsin, en çok sevdiğin, tok karna bile yiyebileceğin şeyleri görünce hatta duyunca ve hatta hatırlayınca bile miden bulanır, yediğin şeyleri anında kusarsın, kana kana su içmek istediğin halde miden bulanır diye içemezsin, kafanı televizyona bakmak için bile kaldıramazsın, tam iyileşir gibi olduğunda kısa bir süre sonra aslında arpa boyu kadar yol alamadığını fark edersin. Sonra, aynaya baktığın zaman suratının ve karnının içine çöktüğünü görürsün, suratının sapsarı olduğunu ve renge dair hiçbir şey olmadığını fark edersin, gözlerin yuvalarından çıkmıştır sanki.. Bu gördüğün kişiden korkarsın; daha fazla zayıflayacağından ve çökeceğinden korkarsın, eskiden aynaya baktığında gamzeli gamzeli gülen
suratı yeniden görmek istersin, sürekli uyursun, uyumadığın zaman yatarsın çünkü ayakta başın döner. Annenin sana yaptığı pirinç lapası, sapsade makarna ve ekmek kızartması dışında hiçbir şey yiyemediğinden şeker ve tuz ihtiyacını karşılayamazsın, gecenin bir yarısı ayağa kalktığında her yer kararır ve sen düşersin kafanı duvara sağlam bir şekilde vurarak, ertesi gün bakarsın ki bacakların ve kafan morarmıştır. Bir türlü geçmez bu kâbus.. Korkarsın; çünkü daha önce hiç böyle olmamışsındır ve bu hastalığın geçeceğinden emin değilsindir. O anda ölüm korkusu başlar. Hastaneye gittiğin zaman doktorun seni görünce size korku dolu bakışından ne kadar ciddi bir durumda olduğunu öyle iyi anlarsın ki sen ondan daha çok korkarsın. Serumla birlikte seni o odadan o odaya taşırlarken etrafın garip bakışlarına maruz kalırsın. Ve o anda anlarsın ki aslında hastaneye gittiğinde yanından geçen onlarca sedyede yatan insan aslında çok acı şeyler yaşıyor.. Oysa ki sen bir bakış atıp geçersin ve iki saniye sonra unutur kendi derd(!)ine dalarsın. Dert demişken..

Neleri dert etmezdim ki.. Sınavda aldığım notları, geleceğimle ilgili planlarımı, arkadaşlarımla aramda olan bazı olayları, oramı buramı, şuyumu buyumu, öteyi beriyi vs vs.. Her şey halledilir, her şeye bir çare bulunur. Yeter ki sağlık yerinde olsun. Sağlık olmadan sokağa bile çıkamazken, telefonda bile konuşamazken.. En büyük keyiflerimden biri olan film seyretmek aklımın ucundan bile geçmedi, en büyük zaaflarımdan biri olan dondurmayı aramadım bile.. Ama tatlıya ihtiyacım olduğunu öyle bir anladım ki.. 2 gün boyunca şekere dair hiçbir şey vücuduma girmeyince 2 günün sonunda sadece bir muzun içerdiği şekerle vücudumun nasıl bayram ettiğini, muzun ilk dilimini tattığımda ağzımı nasıl bir gerginliğin kapladığını anlatamam. Oysa sağlıklıyken muzun içerdiği şekere şeker bile demezdim..

Bütün bunları neden anlattım? Hem hayatımdaki en ciddi hastalığa dair yazı yazmak istediğim için, hem de belki bu yazıyı okuyanların kendilerine göre çıkaracakları bir şeyler olur diye.. Sokağa çıkıyorsunuz, yürürken durup dondurmacıdan dondurma almaya karar veriyorsunuz, arkadaşlarınızla buluşup sinemaya gidiyorsunuz, okula gidip sınava giriyorsunuz, işe gidip geliyorsunuz, günlük hayatınıza devam ediyorsunuz. Ama şunun farkında değilsiniz ki binlerce şikayetinizin olduğu bu hayat bir çok insana göre mükemmel. Mükemmelin yanı sıra, “ulaşılmaz“. Bu insanlara ben dahil değilim; çünkü iyileştim sayılır. Fakat hep hastalığa mahkûm olanlar bizim “normal” saydığımız şeylerin yanından bile geçemiyorlar. Su bile içemedikten, bu ihtiyacını serumdan karşıladıktan sonra.. Gerçekten, Pollyannacılık deyin ne derseniz deyin ama hayatı sağlıklı yaşamak gibisi yok. Ve son bir şey..

Çok şanslı olduğumu bir kez daha anladım. Böyle bir ailem olduğu için. Ben yemedim, onlar da yemedi; ben uyudum, onlar uyumadı; gece gündüz başımda beklediler, her ağlayışımda başımı okşayıp “iyileşeceksin yavrum” dediler. Her şey gelip geçiyor, ama onlar kalıyor. Herkes kendini düşünüyor, ama onlar önce beni.. Ben kendim için bile bu kadar uğraşmazken nasıl oluyor da onlar bu kadar kendilerini harap ediyorlar anlamıyorum. Belki de anne olunca anlayacağım. Şu anda anladığım tek şey sahip olduğum en değerli varlıkların onlar olduğu.

Her Şeyin Başı Sağlık” üzerine 7 yorum

  1. Bir dilim pasta veya bir bardak meyve suyundan bu kadar hasta olunmaz. Büyük geçmiş olsun.

    Hastanede hasta olmak da, hasta yakını olmak da zordur… Geçtiğimiz birkaç yıl içinde farklı hastaneleri sık sık ziyaret etmek zorunda kalan biri olarak annene ve anneannene de geçmiş olsun diyorum.

    Umarım en yakın zamanda tamamen iyileşirsin, sana bir dondurma borcum var. :)

  2. Hastane kırılan vücudumuzun tamir edildiği yerdir. :) İnsan yaşamadan anlamıyor bilmiyor :) Ben hastanede yaşamak zorunda olan birisiyim dışarı çıktığımda karşımdaki kişiye birşeyler anlatıyorum. Seni anlıyorum diyor bana ama anlamadığını gözlerinden anlıyorum. Ben nasıl acı çektiğimi anlatırken onun sadece gözleri boş boş bakıyor. :)

    Çok geçmiş olsun tuuce. Başımıza gelen kötülüklerden ders almalıyız bence. En azından isyan etmekten iyidir. :)

  3. Yazdıklarını okurken cidden kötü oldum. Bundan 2 sene önce ben de fena bir hastalık geçirmiştim. Nasıl da unutmuşum hastayken aklımdan gaçenleri… Ben de böyle diyordum ayağa yavaş yavaş kalkarken: “Herşeyin başı sağlıkmış…” İnsanoğlu unutkan, hasta olmadan vallahi bilmiyor kıymetini sağlığının… Çok ama cok geçmiş olsun, cidden çok üzüldüm. İnşallah bir daha tekrarlanmaz, yediğin pastalara dikkat edersin.
    Ve son olarak gerçekten de herşey geçiyor ailen kalıyor… Sağlıcakla…

  4. Önce çok geçmiş olsun tuuce…
    İnsan vücudunun zaten baştan sona nasıl bi mükemmel uyumla çalıştığını ve küçüçük,molekül düzeyinde bozuklukta bile o müthiş yapıtın nasıl çöktüğünü düşününce gerçekten bizlerin ne kadar şanslı olduğu tartışılmaz.Hastalıkların belkide insana tek olumlu faydası bu olsa gerek.Yüzündeki basit sivilcenin,sınavda 100 yerine 95 almanın,küçüçük kolay ca çözülücek sorunları büyütüp dünyanın en şanssız kişisi olduğunu düşünmenin aslında ne kadar basit ve gereksiz takıntılar olduğunun farkına varabiliyosun..
    Umarım bu geçirdiğin en ciddi hastalık olarak kalır,ama olurda yolun bizim mekana(hastaneye) düşerse ve sedyede yatan birini görürsen,o kişiye acıma yada şaşkınlık dolu bakışlarla değil sevgi ve tebessümle bakmanı isterim çünkü emin ol en fazla 1 aya kadar yine bu güzel düşünceleri hayatın anlaşılmaz koşuşturması sırasında unutup gidiceksin :)
    Son bişey;muzun sana verdiği mutluluk içindeki seratoninden(mutluluk hormonu diye bilinir) kaynaklanıyo,şimdi millet şekere saldırmasın senin yüzünden.. :D

  5. en önce geçmış olsun..
    Yazını okudumda…Bu saatte cidden çok etkiledi beni..Hani dedinya bir yerde hastanede sedye ıle yanımdan gecenler dıye..O sedye ıle yanından gecenlerden bırı ıdım bırılerının..Sen yada sizler ,onlar sedyedekı kısıye bakarken,onlar sızın yada bızler sızın yerınızde olmayı,en azından sızın kadar hafıf bır rahatsızlığımızın olmasını dıledık..ama amelıyathaneye gırdıgımıznde dileğimiz gerçeklesmedı,bunu gördük..fakat tanrı yanımızdaydı ve bızlere yardım ettti..
    9 ay önce cıddı bir beyın ameıyatı gecırdım…amelıyattan önce mı…Allah o korkuyu ve sıkıntıyı düşmanıma dahı yasatmasın bırakın dostuma aıleme yasatmayı…öyle zorlu ve acı bır bekleyıskı sıraın sıze gelemsı..
    doktorlarım ben çok korktugum için kandırdılar benı..2 saatlık ufak bır operasyon dedıler..sonuç mu..8 saat süren,beyın amelıyatları ıcıde en tahlıkelı ve rısklı olan amleıyamış aslında ..öğrendıgımde bu seferde ya basaramasaydım korkusu ve tedırgınlıgı sardı tüm beynımı..ama sonucta basarmıstım ve yasıyordumm.hemde eskısınden bır adım daha önde….
    biliyomusun tuğce 2 ay full yattım..vucudumun bazı yerlerı hareketsızlıkten yara olmustu..kol bacak agrısı bılmem ama beyın agrısı,amelıyat yarasının acısı sana sunu dedırtıyor..ölsem bu kadar acı cekmezdım..
    evet o gözümüzde her zaamn en üst düzeyde olan aılem bana en büyük destegı verdı..amelıyatım yağmurlu bır aya gelmıstı..acıl bakım altında oldugum ıcın ıcerıye almıyorlardı aılemı..o yağmurda dısarıda ıslak cımlerde yattılar..onların hakını ödeyemem..annemde babamda geceelrce uyumadılar..en ufak ınlememde ayaga zıpladılar…dedıgın gibi ben uyudum onlar hıc uyumadılar..ama aılemın gözündekı sevıncı görüyordum..kızları eskısıne oranla cok daha ıyıdı..evet acı cekıyordu belkı ama,gecınce bu acısı gülüp gececektı yasadıklarına..nıtekımde öyle oldu..şimdi o günler yad edıp gülüp geçiyor..alahın kımseye o acıları ve o durumlara kadar düşmemesı için dua edıyorum…
    herşeyın bası sağlık..
    insan bunu kaybedınce anlıyor..
    en azından ben öyle anladım..
    (çok uzun bır yorum oldu..istegıne baglı yorumu sılıp,iptal edebılrısın.. )
    bu arada sanada gecmış olsun dıelrım tuğcecım…

Yorum yapın