The Pursuit Of Happyness

Bilmiyorum ne kadar zaman oldu yazmayalı. Bilmek de istemiyorum. Bu kadar sevdiğim bir işten ne kadar uzun süre koptuğumu hesaplamak istemiyorum. Bir çok şeyle uğraştım, belki gerekli belki gereksiz. Ama bütün angaryalardan sonra anladım ki insanın hobilerine kesinlikle zaman ayırması gerekiyor. Yazı yazmak için şu klavyenin başına oturduğumda bir mutluluk ve huzur kapladı içimi sevdiğim bir şey yaptığım için. Belki de yaklaşık 1 ay önce seyrettiğim ve ÇOK sevdiğim bir filmi anlatacağım içindir. “çok” kelimesini hem büyük yazıp hem de koyu yaptığıma göre uzun bir yazı olacak, şimdiden sabır diliyorum.
Filmimizin adı “The Pursuit of Happyness“. Türkçe’ye “Umudunu Kaybetme” diye çevrilmiş; ama kesinlikle yanlış bir çeviri. Sebebi kelime çevirisinden çok filmin içeriği ve mesajıyla ilgili. Chris Gardner karakterini canlandıran Will Smith başrolde. Aslında ben Will Smith’i hiç ama hiç sevmezdim. Gerçi ne şarkılarını dinlemiştim; ne de filmlerinden birine gitmiştim. Yine de önyargı dedikleri bu olsa gerek çok itici geliyordu bana ve onun oyunculuk kabiliyeti olacağına pek inanmıyordum. Fakat bu sene fikrim tamamen değişti. “I Am Legend” ile ilgimi çekti ve beğenimi topladı; “The Pursuit of Happyness” ile beni kendisine hayran bıraktı.

Filmde, hayatta kalmak ve ailesine bakabilmek için var gücüyle çalışan -yoksa yok gücüyle bile çalışan mı demeliyim- azimli, olağanüstü çalışkan, zeki ve kararlı bir adam olan Chris’in hikâyesi anlatılıyor. Bir zamanlar onu zengin eden makine satma işi artık makineleri kimse almadığından onu beş parasız bırakıyor ve karısını, parasını, evini bu yüzden kaybediyor. Her şeyini kaybediyor ama bir oğlunu ve umudunu kaybetmiyor. Oğlu dediğim sevimli bıcırık da Will Smith’in gerçek oğlu Jaden Smith. Aslında gerçek karı-kocanın veya gerçek baba-oğulun filmde oynaması gerçekten riskli. Fakat Jaden Smith rolünün hakkını öyle bir vermiş ki insanın ağzı açık kalıyor kal: Hele bazı sahnelerde babası onu azarladığı zaman ağlamaklı olması veya ona öğütler verdiği zaman pür dikkat dinlemesi belki de öz oğlu olduğundan daha bile gerçekçi. Sonuçta gerçek babasının tepkilerine ondan daha iyi ve gerçekçi cevap verecek başka bir çocuk bulunamazdı.

Gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanmış bir film olması filmin inandırıcılığını arttırıyor diyebilirim. Ama bunu derken bir yandan da filmi izlerken bazı olaylara inanmakta ne kadar zorlandığımı saklayamayacağımı söylemek isterim. Yani bu adamın başına gelenler ne pişmiş, ne çiğ, ne haşlanmış ne de kızarmış tavuğun başına gelir. Bütün bu talihsiz olaylar bazı şeyleri sorgulamamı sağladı. Mesela adamın karısı onu neden terk etti? Adam para kazanırken, işleri yolundayken her şey iyi güzel de zor zamanlarda insan sevdiğini bırakıp gider mi? Çoğu filmde görüyorum bunu ve beni çok rahatsız ediyor. Hayatını birleştirdiğin ve birlikte bir çocuk dünyaya getirdiğin birini bu kadar zor zamanda nasıl bırakabilirsin aklım almıyor. O zor zamanları birlikte aşmaya çalışmamak neden? Buradaki kadına “Cinderella Men“deki Russell Crowe’un canlandırdığı karakterin karısını örnek göstermek isterdim.Çünkü o filmde beni çok etkileyen olaylardan biri de beş kuruşsuz zamanlarında karı-koca arasındaki dayanışma ve duygusal bağlardı.

Bunun yanında, Chris’i hiç yalnız bırakmayan, onu sorgulamadan ve yargılamadan takip eden oğlu Christopher filmde sadakatin ve umudun simgesi adeta. Bu yönüyle bana De Sica’nın “Bisiklet Hırsızları” filmindeki “Bruno” karakterini hatırlattı. Kendileri dönem sonu proje filmim olduğundan tarafımdan en ince ayrıntısına kadar izlenilmiştir ve tavsiye edilmektedir. Bunun yanı sıra, Chris’in inanılmaz zor durumda olduğu zamanlarda kendisinden çok oğlunun bu durumu nasıl atlatacağını düşünüp bir oyun havasında olayları atlatmaya çalışması da “Life is Beautiful” (Hayat Güzeldir) filmini anımsattı bana. “The Pursuit of Happyness” filmiyle bağdaştırdığım bu 3 filmin o kadar çok ortak yanı var ki, seyredince siz de anlayacaksınız.

Bu filmde dikkatimi çeken diğer bir şey ise bazen saniyelik karelerin birden çok şey anlatması. Tek bir saniyeye o kadar çok duygu ve anlam sığdırılmış ki kitapla sinemanın farkı burada açığa çıkıyor. O tek bir saniyelik iletiyi kitapta onlarca sayfa yazmak mümkün. Uzun zamandan beri ağladığım ilk film diyebilirim. Bir çok sahnesinde gözlerim dolarak, gerçekten kendimi filmin içinde onları yaşıyor hâlde bularak seyrettim bu filmi.. :ühüh: Belki siz benim kadar etkilenmeyeceksiniz, belki de Tuğçe’nin anlattığı kadar yokmuş diyeceksiniz -sanmıyorum ya :)– ama benim inandığım bir şey var; o da insanın doğru zamanda doğru filmi seyretmesi. Bu ne demek? Belli bir duyguyu veya olayı yaşadığın bir süreçte onunla ilgili bir film seyredersen daha çok duygulanıyorsun. Aynı şey şarkılar için de geçerli. Sevginiz karşılıksızsa karşılıksız aşkların anlatıldığı şarkıları; aldatılmışsanız aldatma ve ihanet üzerine yazılmış şarkıları; birini kaybettiyseniz yas tutan şarkıları daha yürekten dinler ve onlardan daha çok etkilenirsiniz. İşte ben de tam geleceğimle ilgili karar verme aşamasındayken, okulum ve meslek hayatımla ilgili bir sürü şey araştırırken böyle bir film seyrettim ve gerçekten beni çok etkiledi. İş görüşmeleri, sınavlar, stajyerlik vs vs.. Sözün özü, kesinlikle seyretmeniz gereken bir film. Hatta arşivinizde tutup belli aralıklarla seyredebileceğiniz türden. Şahsen, fırsat buldukça belli sahnelerini tekrar tekrar seyrediyorum ve bana gerçekten güç ve çalışma isteği veriyor. Şu anki hâlimden memnun olmamı sağlıyor ve beni mutlu ediyor. Hatta yine canım çekti ben bir kere daha seyredeyim şunu :M

The Pursuit Of Happyness” üzerine 17 yorum

  1. Bende aynı senin gibi sevmezdim willy’i.ben robot filminden sonra eh iş war gibi bu adamda dedim :P Bakalım senin sayende bu filmdeki performansınıda gözlemleriz artık…
    Bende ”son samuray” filminin hastasıyım.Aynen senin dediğin gibi çoğu kişiye göre basit gelebilecek o film,aa bu ne ya savaştan başka bişi yok diyeceğiniz film,beni aşırı derecede etkiliyo..Her sahnesinin ayrı bi önemi war benim için.o köyün hayaliyle japonyaya dahi gidicem inadına o derecede etkilendim yani :D
    Bu arada değinmeden edemiycem.ilerde olurda genetik dalında uzman olursam senin bu bahsettiğin XX gen profilinin,neden paraya ve güce bu kadar yatkın olduğunu araştırma konum olarak seçicem :P

  2. @EFETURK: Bu filmi seyret, daha bi seveceksin bak demedi deme =)
    @NO FEAR: Ben ne zamandan beri seyredicem o filmi bak iyi hatırlattın.. Ayrıca XY genlerinin de servete paraya pula ne kadar düşkün olan türlerinin olduğunu hatırlatırım sana ne bu kayırmacılık bi kadın düşmanlığı hımm :oklava: :Äž
    @BIGADICMANIA: Mutlaka izle, izledikten sonra da yorumlarını yaz bekliyorum =)
    @TOXIC: Seyredelim, seyrettirelim.. Ve senin dediğin gibi dönüp fikirlerimizi söyleyelim =) Bakalım sen ne düşünüceksin film hakkında bekliyorum seni de =)

  3. Ne biliym ben seyrettim demedin ki nerden biliym :Ç Sadece adam hakkında konuşunca ben de şeyttim ondan şey oldu.. İşte öyle.. :Äž

  4. Seyret tabii.bak o filmde ben ağlamıştım mesela nasıl becerdim bilmiyorum ama oldu işte :S büyük ihtimal sen savaş sahnelerine yoğunlaşıp sıkılırsın gibime geliyo ya neyse :P
    Aa ne alakası var asıl erkekler parasız olduklarında ailelerine daha düşkün olur.parayı bulunca birazcık sapıtıp dışa açılma eğilimi olurmu? evet olur ama hangi tür mükemmelki? :D oda zaten diğer XX’lerin,paralı XY’yi sömürme girişiminden dolayı olur.oof yarın sınawım olduğu çokmu belli oluyo.. :S

  5. Bu adamı sevdiğim söyledim filme yorum yapmadım çünkü;

    Adamı sevdiğim için ( her ne olursa olsun diyerek şiddeti bile belirtmişim ) taradsız yorum yapamam filmi öve öve bitirimezdim herhalde. O nedenle film hakkında yorum yapmadım :D

  6. Bence de cok guzel bi film olmus…Ozellikle cocugun oyunculugu,sirinligi ve aman Tanrim saclari cok tatliydi:)

  7. @NOFEAR: Hayııırr aksine ben savaş filmlerini severim ve kesin ağlarım hiç şüphem yok. Ve gerçekten merak ediyorum. Böyle bi yorum yapmana sebep olan o dolu kafanla girdiğin sınavdan kaç aldın? :Äž
    @EFETURK: İyi yapmışsın :Ç Bazen kelimeler yetmiyor anlatmaya bazı şeyleri. Bu filmi olduğu gibi =)
    @BUKETT: Aynen, saçlarına bayıldım bayıldım bayıldım. Ayyy özledim valla seninle film tartışmayı. Angel ve Buffy bitti biteli bu sohbetlerimiz de bitti :(

  8. Ağlayamazsın dediysem ağlayamazsın o kadar.Sen anca Nihahaha yaparsın :S
    Gayet mantıklı bi yorum yapmışımki yazılıdan 96,sözlüden 80 aldım :P

  9. kesinlikle çok güzel bir film..sinemada izlemiştim..kolay etkilenen biri değilim ama çok duygulandım bu filmde..zaten zenci çocuklara da hastayım:)

  10. Will Smith filmleri hastasıyımdır şarkılarını dahi seviyorum o tarz müzik sevmememe rağmen…. Eline sağlık iyi bir tanıtım olmuş filmi bulur bulmaz atlıyorum üstüne, sevgiyle..

Yorum yapın