Sevgili Günlük,

          Bu yazıyı sadece ve sadece korkudan yazıyorum. Baktım sevgili arkadaşlarım isyan ediyorlar, dedim yazayım. Aslında ataletten mi kaynaklanıyor yazmamam? Sanırım hayır. Hem yorgunluk hem de konu bulamama diyelim. Yazacak konuları bu kadar mı tükenir insanın! Diyordum ki okul başlayınca çok malzeme çıkar ama ters tepki oldu; çünkü yoğunluktan düşünmeye zamanım kalmıyor desem yeridir :) Madem yazacak konu bulamadım e yazı da yazmak gerek o zaman gelin size bugünümü anlatayııımmm (dinlemeyecek olanlar konuşmasın ya da sınıftan çıkıp sınıf düzenini bozmasın => derse çok girmenin zararları):

          Dün gece feci bir baş ağrısıyla yattım ve sabah 6’da aynı baş ağrısıyla uyandım. Baktım böyle olmayacak, Aprol içip tekrar uyudum. Buradan Aprol’u çıkaranlara çoookk teşekkür ediyorum; çünkü beni felaket bir günden kurtardı. Daha doğrusu günümün çok daha az felaket hali almasını sağladı. Yine de biraz felaket hali vardı yani. Sabah kalktım kahvaltı edip 12’de Ekonomi dersine gittim. Sıkıcıydı, boğuluyordum, nefes alamadım bir an derken o da ne?!?! Kırk yılda bir telefonumun sesini kısmadığım tuttu, onda da telefonum çaldı. İyi ki hemen ortadaydı da çok fazla çalmadan susturabildim. Ama iyi ki de sessize almamışım; çünkü Ekonomi dersini güzelleştiren ve çekilebilir hâle getiren o telefonla gönderdiğim ve aldığım mesajlardı :) Evet, biz öğrenciler böyleyiz işte. Bizi böyle kabul edin :Äž

          Ekonomiden ölmüş bir şekilde çıkıp taaaa tepede olan yurdumun sıcak kollarına kendimi attım. Tam odacığımın ısısına alışmıştım ki saat 3’teki Tarih dersine gitmek için tekrar soğuk Şile havalarına bırakmam gerekti kendimi.. Tarih dersi öyle eğlenceli ki anlatamam. Yazmaktan ellerim kopsa da hayatımda böyle eğlenceli tarih dersi işlemedim. Resmen hem eğlenirken öğreniyoruz :Ç Dersten 4.30’da çıkıp tekrar yurda geldim ve Ayça’yla sinema kulübünün toplantısına gitmeye karar verdik uzuuun uğraşlar sonunda :Äž Yaklaşık 1 saat sürdü ve Web komitesine adımızı yazdırdık Ayça’yla ama öyle bir galeyana geldi. Sağolsun Cem web komitesine yazın deyince, öyle bir deyişi var ki yazdırmamak mümkün değil :Ç Ayrıca bir “maraton” düzenlenecekmiş. Akşam 8’den sabahlara kadar kesintisiz film üstüne film seyredilecekmiş ve buna en uzun dayanan 1.ye armut koltuk, 2.ye ve 3.ye de DVD hediye edilecekmiş. Tabi kuru kuruya da olmaz; yiyecek bir şeyler de ayarlanacakmış. Patlamış mısır, alaska tarzı şeyler. Alaska denince nedense gözler direk bana çevriliyor ve aklıma iki deyim geliyor: “adım çıkmış dokuza inmez sekize” & “Adın çıkacağına canın çıksın”! Cem’in yorumu şu: “Bütün gelir kaynağımız sen olacaksın Tuğçe” :Ç Ya ben o kadar obur değilim sadece yavaş yiyorum, yavaş yiyince de daha uzun yiyorum; böylece insanlar ne zaman bana baksalar yiyormuş gibi görünüyorum :Ç Neyse, sonra yemekhaneye gidip bir şeyler yedik ve Ayça yurt asistanı olduğu için toplantıya gitti; ben de Aysun’a yardım edeyim diye kütüphaneye gittim. Saat 8’e geliyor, hala çalışıyor ben de kıyamadım işinde yardım ettim hemen bitti. Eeee, işin içine ben girdim mi böyle çabuk biter iş işte :parlak: Sonra Avrupa Yakası’nı seyretmeye Sosyal Merkez’e gittik Aysun’la. Normalki zamandan çok daha kalabalıktı. Çevremizdekilerin patates kızartması, şinitsel ve türevlerini yemelerini Emrah bakışlarıyla ( :ühüh: )izlerken bunlara yenilmemek, yıkılmayıp ayakta durmak için çok çaba sarf ediyorduk. Ama sonunda ne yaptık? Pasta ve supangle aldık! Hep Aysun’un yüzünden benim hiç suçum yok vallaaaaa..

          Sonra da geldik yurda ve şimdi de yazıyorum. Yazacak ilginç bir konum olmadığı için size bugünümü anlatayım dedim. Şimdi ne yapacağım? Yaklaşık 650 sayfa olan tarih kitabımız Andrew Mango’nun “Atatürk” kitabına devam edeceğim. Kaçıncı sayfada mıyım? 41 :S Ama azimliyim, çalışkanım, Tuğçe’yim ben. Peki bu neyi değiştirir? Yazı uzadıkça saçmaladığımın farkına vardım. Ben gidiyorum!

Sevgili Günlük,” üzerine 10 yorum

  1. Bitmemiş..! :P
    Şaka bir yana, ayıptır yahu; tatlı yemeye gidiyorsunuz, haber vermiyorsunuz! Biz de size inat ödev yaptık, hıh!
    (Ne alaka ama… Neyse.)

    Ha, bu arada, sana özel bir Alaska Frigo dolabı getireceğimizi ve diğer seyircilere satılacak dondurmaların bulunduğu dolabı kilitleyeceğimizi yazmayı unutmuşsun! :D

  2. Yaaaaa!! O sizin takdiriniz valla. Hem bilmiyor musun? Ben istersem beni kilit bile durduramaz! Diğer insanlara dondurma çıkarırken atlarım. Ama dediğim gibi rejimdeyim :Äž (ama dememiştim ki? 8-) )

  3. Seni rejimdeyken gördüm Tuğçe, kimi kandırıyorsun sen?! :D
    Ayrıca insanları sana karşı uyaracağız artık. Şu maratonun tarihi bi yaklaşsın, “Tuğçe’yi dondurmadan uzak tutma komitesi” kurulacak. :D

  4. O da bir şey mi? Kerem seni “Magnum” olarak tanıyor! :D (Ciddiyim; “Tuğçe böyle böyle yaptı” diyince “Hangisi o yav?” diyor, biz de “Magnum, Magnum” diyoruz, o zaman anlıyor!)

    PS: Biz niye dondurmaları sinemada yedirtiyoruz sana? Alper seni dondurma yerken görüp korkmasın diye! :D

    (Ve Tanrı anında mesajlaşma programlarını yarattı, biz sevgili kulları blog’ların yorum alanlarını işgal etmeyelim diye! :D Ama salla mesajlaşma programını, yarın nasılsa ortak dersimiz var… [Asıl benim günahım neydi!])

  5. Oh oh yazını çok beğendim, hep bu türlü yazılar yaz bende senin gününün nasıl geçtiğini ayrıntılı bir şekilde öğrenmiş olurum. Yalnız bu yazını ekonomi hocana okutturmak lazım. :)

  6. Sevgili TUĞÇE…
    Yazını okurken birebir yaşadığım olaylar dizisi aklıma geldi.Çok eskiden mestan isminde bir kedim vardı.Menüsünde akciğer olduğu zamanlar pürdikkat kesilirdim.Şimdi hepimiz biliyoruz ki bir koyun akciğeri ortalama 800/900 gram civarındadır.
    Bunun 650/750 gramı akciğer olup geri kalanı gırtlak
    kısmıdır.Bizim mestan büyüdükten sonra yetişkin bir
    kedigiller ferdi olarak az çiğneyerek (kısa zamanda)
    akciğerin kendisini gırtlak hariç 7,8 dakikada bitirirdi.Çabuk yiyerek az çiğnediği için doymadığını zannederek halen buzdolabının etrafından daha yokmu dercesine ayrılmazdı.Lakin ben bazen sadece 100,150
    gram kadar gırtlak verdiğimde 20 dakikada zor bitirirdi.Bu yüzden çok çiğnediği için doyduğunu zannederdi.Buradan şunu anladım.Ortalama 600 gram
    saf akciğeri 40 ısırışla bitirip daha yokmu gibi haller takınan bu kedimiz 150 gram saf gırtlağı
    250 ısırışla ancak bitirip doyduğunu hissederdi.
    İşte böyle…Bu yazında bana bunu hatırlattın.
    Tabiki bunun magnumla,tatlıyla,benzeri yiyeceklerle
    alaksı yok.Sen magnumlara,tatlılara devam et…Nasılsa formunu koruyorsun.Yaz gelsin,magnumlar benden…Şimdilik kal sağlıcakla.Başarılar.
    şu anda saat 22:55, Tam 23:00 de her ayın 2’sinde ve 17 ‘sinde Full scan Norton çalışıyor…Oooo 2 dakika kaldı.. 22:58 Görüşmek üzere…..Tüm açık pencereleri tamamen kapatacağım…gerçi arka planda da çalışır lakin ben istemiyorum…

  7. Tuğçe hanım çektiğim resimleri gönderirse kendi blog’umda bugünkü bir olayla ilgili bir şeyler yazacağım…

    Olay neyle mi ilgili? Tabii ki Tuğçe’nin oburluğu! :D

    He, ayrıca, yazmayı unutmuşum… “Yavaş yediğim için insanlar ne zaman baksa yiyormuş gibi görünüyorum” dedin ya; geçen sene Ayça’nın doğumgününde “Kızım ne o, hâlâ bitiremedin pastanı, kaçıncı dilimdesin?” diyen İsmail’e “Ya daha sadece 2. dilimdeyim” diyen sen değil miydin?! :D

Yorum yapın